kadın hakları

kadın hakları

Kadın hakları, kadınların erkeklere eşit şekilde sahip olduğu sosyoekonomik, siyasi ve yasal hakların tamamına verilen isim.[1]
Kadın hakları kavramı özellikle 19 yy’da büyük önem kazandı. Dünya genelinde çok çeşitli kurum ve kuruluşlar kadınların karşılaştığı sorunların ve ayrımcılıkların giderilmesi için çalışmalar yapıyor. Kadınların başlıca problemleri ise şunlar:

İş ve çalışma hayatında kadınlara yönelik negatif ayrımcılık.
Dünya çapında kadınların eğitim – öğretim hakkından yoksun veya ikinci planda bırakılması.

Bir çok devletin hukuki düzenlemelerinde kadın erkek ayrımı yapılması ve bilhassa miras hukuku ve medeni hukuk düzenlemelerinde kadınlara negatif ayrımcılık uygulanması.

Dünyada birçok bölgede, kadınların eş seçme, evlilik, boşanma ve diğer temel medeni haklarının tanınmaması.

Kadınlara yönelik fiziki şiddet ve psikolojik baskının en çağdaş ülkelerde bile tam anlamıyla kırılamamış olması.

Dünyada kadının durumu ile ilgili olgular:

Ocak 2009 itibariyle Dünya nüfusu yaklaşık 6.8 milyar. Bunun yüzde 49.7’si kadın. Yani kadın nüfusu 3 milyardan fazla.

Dünyadaki yaşlıların çoğunu kadınlar oluşturuyor.

Kadın cinayet kurbanlarının yüzde 70’i eşleri ya da sevgilileri tarafından öldürülüyor.

Dünyada her 3 kadından 1’i hayatının bir döneminde şiddete maruz kalıyor.

Her 5 kadından 1’i hayatının bir döneminde tecavüz veya tecavüz girişimi kurbanı oluyor.

ABD’de her 90 saniyede 1 kadın tecavüze uğrarken, Irak’ta nisan 2003’ten bu yana savaş sırasında ve sonrasında, en az 400 kadının tecavüze uğradığı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporlarında yer alıyor.

Dünyada, ağırlıklı olarak Afrika kıtasında 135 milyondan fazla kadın sünnet ediliyor.

280 milyonluk Arap dünyasında her 2 kadından 1’i okuma yazma bilmiyor.

Suudi Arabistan’da kadının oy hakkı 2011 yılında verildi, araba kullanması yasak.

Dünyada 54 ülkede kadınlara yönelik ayrımcı yasalar bulunurken, ‘namus savunması’ Peru, Bangladeş, Arjantin, Ekvator, Mısır, Guatemala, İran, İsrail, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Venezuella’nın ceza yasalarında yer alıyor.

İran’da çok istisnai durumlar haricinde kadının boşanma hakkı yok.

İslam Şeriatıyla idare edilen ülkelerde bazı durumlarda zina yapan kadın ve erkeklere recm cezası uygulanmaktadır.

Tüm dünyada sağlık çalışanlarının yüzde 75’i kadın.

Siyasette ve iş dünyasında da kadınların oranı gelişmiş ülkelerde bile epey düşük.

Gelişmekte olan ülkelerdeki kadınlar günde ortalama 20 litre suyu 6 km taşıyorlar.

Afrika’daki hamile kadınların ölüm riski, Batı Avrupa’dakilerden 180 kat daha fazla.

1.2 milyar yoksulun %70’ini kadınlar oluşturuyor.

Mültecilerin %80’ini kadınlar oluşturuyor.

Dünya’daki arazilerin sadece %1’i kadınlara ait.

Okuma-yazma bilmeyen ve eğitim hakkından mahrum 1 milyardan fazla yetişkinin 2/3’ü kadın.

İnternet kullanıcılarının %42’si kadın.

OECD ülkelerindeki bilimsel ve teknik alanlardaki üniversite mezunlarının %30’u kadın.

ABD’deki mucitlerin %10’u kadın.

Dünyadaki mal varlıklarının 14 trilyon dolarlık kısmı kadınlara ait.

Sadece Japonya ve Peru’da iş kuran kadın sayısı erkeklerden fazla.

Haber veya röportajlara konu olanların %21’i kadın.

Gazetecilerin 1/3’ü kadın olmasına rağmen, bölüm şefi, editör ya da patronların sadece %1’i kadın.

Avrupa Birliği’ndeki cinsiyetler arası en yüksek gelir adaletsizliği yaklaşık %25 farkla, Kıbrıs, Estonya ve Slovakya’da görülüyor.

Yeni üniversiteyi bitirmiş kadınlar, erkeklerden %20 daha az para kazanıyor. Bu fark 10 yıl içerisinde %31’e yükseliyor.

1945 ila 1995 yılları arasında Dünya’daki kadın milletvekili sayısı 4 kat arttı. Bazı ülkelerde meclisteki kadın milletvekili sayısını artırmak için kadınlara pozitif ayrımcılık uygulanıyor.

İŞ HAYATI :

Kadınlar gerek iş bulma, gerek işten çıkarılma konusunda haksızlığa uğruyorlar. Birçok işyerinde kadın çalışanlara, aynı işi yapan erkeklerden daha az maaş ödeniyor.

Örneğin 2009 yılında yaşanan küresel ekonomik durgunluk en çok kadın çalışanları etkiledi. Ekonomik durgunluk karşısında işyerlerindeki çalışan sayısının azaltılmasına gidilirken, öncelikli olarak kadın çalışanlar işten çıkarıldı.

Kadının konumunun daha düşük olduğu bazı toplumlarda kıdem tazminatı ödenmesini engellemek adına kadınlara işten çıkartma anlaşmaları imzalatılmaktadır.

Asya ve Güney Amerika’da 10 ülkede yapılan araştırmaya göre, kadınlar genelikle iş güvencesi olmayan alanlarda iş bulabiliyor ve kırsal alanlardan büyük şehirlere gelmiş göçmen çalışanlar, gündelik işlerden aldıkları ücretlerle geçinmeye çalışıyor.

KADINA ŞİDDET:

Dayak sonucu yoğun bakıma alınmış bir kadın
Dünya kadınlarının 3’te 1’i hayatlarında en az bir kez evde şiddete maruz kalıyor. Bu şiddetin kaynağı genellikle eş veya sevgili oluyor.
Türkiye’de kadına karşı şiddet oranı gelişmiş devletlere oranla oldukça yüksek. Özellikle varoşlarda şiddete maruz kalan kadınların oranı %97’lere kadar çıkıyor.

Kadının şiddete maruz kalmasının önüne Ekonomik ve Kültürel gelişme de engel olamıyor. Kadınlar kültürel düzeyleri ne olursa olsun fiziksel ve cinsel şiddet başta olmak üzere, tacizler,fuhşa zorlanma, zorla evlendirmeler,töre cinayetleri, zorla çalıştırma, eğitim özgürlüğünün kısıtlanması vs gibi birçok şiddet çeşidine maruz kalmaktadır. Türkiye’de yapılan bir araştırmada kadınların yüzde 49,9’ unun aile içi şiddete maruz kaldıklarını göstermektedir.

Töre ve namus suçları

Ana madde: Töre ve namus suçları

Gelişmekte olan bazı ülkelerde töre ve namus cinayetleri halen işleniyor ve normal kabul ediliyor. Namus cinayetleri özellikle güney Asya ve Ortadoğu ülkelerinin kabile hayatı süren toplumlarında yaygın. Namus cinayeti genellikle İslam ile özdeşleştirilse de özellikle Arap ülkelerindeki bazı Dürzi ve Hristiyan toplumlarında da namus cinayetlerine rastlanıyor. Namus cinayetleri en başta zina nedeniyle işlenirken, evlenmek istemeyen ya da boşanmak isteyen, hatta tecavüze uğrayan kadınlar da eşleri veya akrabaları tarafından öldürülebiliyorlar. Bu toplumlarda kadına hak görülen zulüm ve cezalar aynı “kabahati” işleyen erkeklere uygulanmıyor.
Başta Bangladeş olmak üzere Hindistan, Pakistan, Afganistan, Kamboçya gibi Güney Asya ülkelerinde erkeklerin öç almak için kadınların yüzlerine asit atması suçu çok yaygın. Bangladeş’teki Asit Kazazadeleri Derneği’ne göre, asit saldırısına uğrayanların yüzde 70’ini kadın ve çocuklar oluşturuyor.
Yüzde 70’lik kesimin yüzde 30’u da 18 yaş altı genç kızlar. Asit atmanın “gerekçeleri” ise kıskançlık, aile içi şiddet, çeyiz ve toprak anlaşmazlıkları. Ucuza kolayca bulunabilen asit, kurbanlarda ağır yanıklara yol açıyor, yüzleri ve bedenlerinde ağır tahribat yaratıyor. Suçluların hemen hepsi erkeklerden oluşuyor ancak sadece yüzde 10’u kanun önüne getirilebiliyor.

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ:

1857 yılında, ABD’de dokuma işçisi kadınların daha insanca bir yaşam isteğiyle, eşitsizliğe ve ayrımcılığa, uzun ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı mücadeleye başladıkları 8 Mart, ilerleyen süreçte, tüm dünya kadınlarının kutladığı bir gün haline geldi. 1857’den beri dünyanın birçok ülkesinde kutlanan bu gün 1977 yılındaki Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın Hakları ve Uluslararası Barış günü olarak kararlaştırılmış ve kadınların haklarının verilmesinin dünya barışını güçlendireceği kabul edildi. Böylece 8 mart Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerde ‘Uluslararası Kadın Günü’ olarak kutlanmaya başladı.

8 mart, 19’uncu yüzyılın sonlarından bu yana kadınların talep ve özlemlerini dile getirmedeki kararlılıklarını sergiledikleri ve bu güne dek hiç de küçümsenmeyecek haklar elde ettikleri bir gün oldu. Kadınların daha eşit ve daha yaşanılır dünya için başlattığı mücadele, toplumların her kesiminde yankısını bulbuldu ve destek gördü. Günümüzde uluslararası insan hakları belgelerinde her insanın eşit ve özgür doğduğu, herkesin insan haklarına ve temel özgürlüklerine hiçbir ayrım gözetilmeksizin fırsat eşitliği çerçevesinde sahip olduğu ve cinsiyete dayalı ayrımcılığın kabul edilemezliği ilkeleri yer aldı.

SEÇME VE SEÇİLME HAKKI:

Kadınların seçme hakkı, bir ülkenin yetişkin kadınlarının en azından politik oylamalara katılma imkânına sahip olmaları anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle de erkeklerle eşit ölçüde seçme hakkına sahip olmalarıdır.

18. yüzyılda başlayan Kadın Hareketleri’nin uzun mücadelesi kadınların seçme hakkını elde etmesinden önce başlamıştır. Fransız Devrimi sırasında Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin yayınlayan ve sonra da yayınladığı bir yazının kralcı görülmesi nedeniyle de idam edilen Olympe de Gouges kadınların seçme hakkı için mücadele veren ilk modern savunucudur.

Kadınlar ilk olarak 1776 yılında Amerika’nın New Jersey eyaletinde seçme hakkını elde ettiler; ancak bu hak 1807 yılında geri alındı. Güney Pasifik’te bir adada İngiliz kolonisi Pitcairn’de ilk olarak 1838 yılında kalıcı kadın hakları elde edildi.

İlk modern devlet olarak da Amerika Birleşik Devleri’nin Wyoming eyaleti 1869 yılında kadın haklarını tanıdı. 1871 yılında da Paris kadın haklarını tanıdı. 21 Mayıs’ta aynı yıl Fransız hükümet askerlerinin bastırması ile bu hak tekrar geri alındı.
Bir zamanlar kısıtlı yönetimiyle İngiliz bölgesi olan Yeni Zelanda’da 1893 yılında kadınlar aktif seçim hakkını elde etmiştir. Pasif seçim hakkını da ilk olarak 1919 yılında elde etmişlerdir. Daha sonra 1894 yılında o zamanlar koloni olan Güney Avustralya aktif ve pasif seçme haklarını kabul etmiştir.
Ardından bir sene öncesinde Britanya’dan ayrılarak resmen bağımsızlığını ilan eden, yeni kurulmuş Avustralya devleti bu hakkı tanımıştır. Böylece Avustralya kadın haklarını kabul eden ilk modern egemen devlet olmuştur.
1 Haziran 1906 tarihli eyalet meclisi tüzüğü ile Finlandiya kadın haklarını kabul eden ilk Avrupa ülkesi olmuştur. Finlandiya o zamanlar bir Rus beyliği idi. 1915 yılında Danimarka anayasasının değişmesi ile de kadınların seçme hakkı Danimarka’da kabul edilmiştir.

12 Kasım 1918 yılında Alman Avusturya’sının devlet ve yönetim biçimi yasası ile kadınlar Avusturya’da genel seçim haklarını elde etmişlerdir. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yıkılıp Cumhuriyet rejimine geçilmesiyle de, Anayasalarındaki 9. maddede de kurulan ulusal meclisin gerçekleşecek seçimleri için de “Bütün yurttaşların cinsiyet ayrımı gözetmeksizin genel, eşit, direk, saklı oy hakkı”ndan bahsedilmiştir. Sonraki maddede de “Ülke, bölge, semt ve belediye temsilciliği seçimi ve seçim hakkı” olarak bu bilgi açımlanmıştır. Aynı gün milletvekilleri komisyonu tarafından Alman halkı için bir bildiri yayınlamıştır. Bu bildiride “Alman Kasım Devrimi” sırasında iktidara gelen hükümet yasaların verdiği güç ile bundan sonra her bir resmi kurum için yapılan seçimlerde 20 yaşını doldurmuş bütün kadın ve erkeklerin dengeli seçim sistemine dayanarak eşit, saklı, direk ve genel seçim hakkına sahip olduğunu ilan etmiştir. Kısaca burada 30 Kasım 1918 tarihinde yasaları belirleyen Alman ulusal meclisinin seçimler üzerine yaptığı düzenleme ile seçim hakkı yasal olarak verilmiştir. Böylelikle Almanya’daki kadınlar 19 Ocak 1919 tarihinde Alman ulusal meclis seçimlerinde ilk defa ulusal seçim haklarını kullanmışlardır. Nasyonal sosyalistlerin gücü ele geçirmesiyle 1933 yılında pasif seçim hakkı kadınların elinden tekrar alınmıştır.

Amerika’da kadınlar 1920 yılında 19. anayasa değişikliğinin ardından ülke çapında tam bir seçim hakkı elde etmişlerdir. İngiltere’de ise kadınlar 1919 yılında kısıtlı bir şekilde bazı özel durumlarda oy kullanabilme hakkını elde etmişlerdir. Daha sonra ise tam oy hakkını 2 Temmuz 1928 tarihinde elde etmişlerdir. Türkiye’de kadınlar 1930 yılında aktif, 1934 yılında da pasif seçme hakkını elde etmişlerdir. Fransa 1944 yılında Alman ordusunun müttefikleri sayesinde özgürlüğüne kavuştuğunda Fransa’daki kadınlar, 1944 yılında da Belçika’daki kadınlar ve hatta aynı yıl İtalya’daki kadınlar seçim hakkını elde etmişlerdir. (İtalya’daki kadınlar daha önce 1925 yılında genel seçim hakkını elde etmişlerdi.) Hindistan’da da kadınlar seçme hakkına 1950 yılında ulaşmışlardır.

İsviçreli kadınlar ülke çapında bir seçim hakkı için 2 Şubat 1971 tarihine kadar beklemek zorunda kalmışlardır. Appenzell Innerrhoden kantonu da bu hakkı ilk olarak 1990 yılında kabul etmiştir. Buna ek olarak 1984 yılında Lichtenstein, 2003 yılında da Afganistan bu hakkı kabul etmiştir. 2005 yılında da Kuveyt’teki kadınlar hem aktif hem pasif seçme hakkına sahip olmuştur. Dünya çapındaki farklı ülkelerin son 230 yıl boyunca kadın haklarını elde etmelerinin kronolojik tablosu bulunmaktadır.

ARKAPLAN :

Politik kararlar alma ya da başka şeylerde, kadınların cinsiyetleri ve buna bağlı olarak da bağımlılıkları ve toplumsal faktörlerle üstünde durulmak istenenler şunlardı:

Toplumdaki oranlarına bakılarak güç ya da gelirleri kıyaslanmamalı
Kadınların ilgi alanları, az sayıdan dolayı, politik ve ekonomik anlamda kötü durumda. Bu yüzden de karar oturumları ya da toplantılardaki kadın sayıları arttırılmalı. Bu da asıl olarak, kadınların erkeklerden daha iyi ilgi alanları edinebileceğini kavrayıp, bunu elde etmekle mümkün.

Bunun dışında, karar oturumları ve toplantılardaki kadın katılımcı sayısının doğal yollarla artması mümkün değil, çünkü kadınlar erkeklere oranla bazı işlerde özellikle de geleneklerine bağlı batı kültürlerinde daha az şansa sahipler.

Tartışmalar
Konu üzerine tartışmalar aşağıdaki başlıklar altındadır:

Oran ve adalet

Bu konunun yandaşları, bu tartışmayı; kadınların ilgili işlerdeki azlığını, oranların yumuşatılması ya da aceleye getirilmesinin sonucu olarak görerek başlatmışlardır. Bunun tam olarak karşıtı da erkek ayrımıdır. Bu nokta, toplam çoğunluktaki kadın oranı, amaçlanandan az olduğunda güçlenmiştir.

Oran ve nitelik

Çok merkezi önemde bir tartışma noktası da elemanların, sadece ve sadece nitelik veya artı ölçütler (örneğin kadın oranı durumundaki cinsiyet gibi) doğrultusunda yapılan seçime yönelik taleplerdeki kavgadır. Bu bağlamda yine adalet önemli bir rol oynamaktadır. Diğer yandan kurulun veya makamın işlevsel etkinliği düşebilir diye kaygı dile getirilmektedir, örneğin bu durum daha az nitelikli adayların oran (biçimsellik) yüzünden daha nitelikli erkek adaylara tercih edildiğinde ortaya çıkmaktadır.

Oran ve demokrasi kuralıTemel seçme hakkıyla kadınlar da erkeklerle eşit hakka sahip olmalı, böylece de kadınların da erkekler gibi daha çok başarı şansı olmalıdır. (Bu tartışmaların asıl amacı da budur zaten.) Ayrıca temel seçme hakkı prensibi, belirli bir iş ya da mevki belli bir grup için ulaşılamaz olduğunda genel seçme hakkıyla karıştırılabilir. Bunun bir örneği Lübnan’dır. Orada devlet başkanı Hrıstiyan, hükümet başkanı sunni Müslüman olmalıdır gibi kesin kurallar vardır.

Oran ve anlaşma özgürlüğü/mülkiyet hakkı

Yasa yoluyla kadın oranları özel kuruluşlar için de geçerli olması halinde, akit yapma özgürlüğü ve özel mülkiyet kanununa bir sınırlama getirilmiş olmaktadır. Örneğin Norveç’te yönetim kurulları bağlamında bir kadın oranı söz konusudur. Böyle bir işleyiş ile bir girişimci için, kendisinin güvendiği bir yönetim kurulu üyesini belirleme hakkı somut olarak elinden alınmış olmaktadır. Bu kısıtlama esasen Almanya’da geçerli olan katılımcı belirleyim hakkı ile kıyaslanınca nispeten yumuşak sayılabilir; zira söz konusu bu yasal hüküm gereği yönetim kurulu üyeleri sendika ve çalışanlar tarafından belirlenmesi gerekmektedir.

Sınıf ve cinsiyet ayrımlarının iptali:

Genel kadın hakları, erkekler için seçme hakkının bozulmasına paralel olarak yolunu kaybetmiştir. Sadece çok az ülkede, o zamanlar Rusya’ya bağlı büyük bir prenslik olan Finlandiya’da 1906’da olduğu gibi, her iki cinsiyete de seçme hakkı verildi. Erkekler ne kadar çok sınırsız seçme hakkına sahip olursa, kadınlar da buna bağlı olarak o kadar uzun süre bunun için mücadele etmek zorunda kaldılar. Fransa ve İsviçre daha önceleri, erkek egemen Avrupa’ya dâhil olsalar da bu gruptan aynı Yunanistan ve Bulgaristan gibi ayrıldılar.

Bazı ülkelerde sosyal demokratlar, kadınları taleplerinde ilk destekleyen grup oldular. Ancak bu görüşteki yöneticiler kadınların seçme hakkı için sadece genel bir seçme hakkı çerçevesinde mücadele etmiştir, yani erkeklerin seçme hakkının genişletilmesi bağlamında irade göstermişlerdir, özellikle de bu yöndeki mücadelede kadınların desteğine ihtiyaç duyulduğunda bu söz konusu olmuştur. Buna karşı genelde, kadınların seçme hakkının toplu iş hakkını elde etme yönünde bir engel oluşturabileceği kaygısını taşımaktaydılar.

Birçok ülkede liberaller, kadınlara seçme hakkı verilmesi konusunda ılımlıydı. Ancak önemli olan şudur: Liberal siyasetçiler çoğunlukla seçme hakkında direttikleri gibi siyasi katılımcılığı sosyal durum veya eğitim durumuna bağlı olarak değerlendirmişlerdir. Burjuva sınıfına mensup kadınların sınırlı seçme hakkı alma durumu artmaya başladı. Bu ilk olarak, kadın hakları savunucularının ilk adım olarak gördükleri, cinsiyetler arasındaki sınırların kaldırılmasıyla, genel seçme hakkıyla takip edilecek bir süreçti.

Avrupa genelinde tartışılan sorun ise, işçi sınıfı ya da dişi cinsiyete öncelik verilip verilmeyeceğiydi. Her politik görüşün negatif sonuçlar getirmesinden korkuluyordu.

Sosyalistler ve liberaller, her şeyden önce tutucu ve dincilerin kadınların seçme hakkından faydalanacaklarını düşünüyorlardı ve bu yüzden de tutucu partiler, kadınların oylarıyla sol ve liberal partileri güçlendireceğinden korkuyorlardı. Ayrıca kadınların seçme hakkı ilk adımda tam olarak emansipasyon olarak görülmekteydi. Bu, sınıflar arası sınırların çok geçmeden kaldırılmasına sebepti aslında.

Stratejiler (ve metodlar) :

Bütün ülkelerde kadınlar, ilk olarak talepleri konusunda seslerini, gazeteler ve el ilanlarıyla yükselttiler. Sonraları ise lobileşme ve halka açılmanın dilekçe ve yasa teşebbüsleriyle olabileceğini anladılar.

Protestan ülkelerdeki kadın hakları savunucuları ise imza kampanyalarını tercih ettiler. Bu yüzden de İzlanda’da 11000 imzayla 1907’de kadınlara seçme hakkı verildi. Sadece bazı ülkelerde (Büyük Britanya ve Hollanda gibi) 20. Yüzyıla kadar sokaklarda eylemler ve protestolar devam etti.

Bu konudaki aydınlanma hareketleri, hikâyeler ve tiyatro oyunlarıyla İsveç’te yayılmaya başladı. İsveç 20. Yüzyılda filmler ve reklâmları bu konuda yayın aracı olarak kullandı.

En yaratıcı yöntemleri İngiliz süfrajetler ortaya koymuştur; onlar kendi dükkânlarını açıp mor, beyaz ve yeşil renkli “kimlik birliği”ni geliştirmişlerdir.. Fransız aktivistler, vergi boykotu ve Fransız Medeni Kanununu yok saymak gibi sivil itaatsizlikler denediler ancak hiç taraftar bulamadılar.

Sadece İngilizler bu konuda kitlesel hareketlerde bulundular. Büyük çoğunluk buna katılırken, 40–50 yaşlarının üzerindeki azınlık kitle bunu dışında kaldı. Milletvekillerini esir aldılar, pencere camlarını yerlerinden çıkarıp fırlattılar ve ateşler yaktılar.

Tutuklanmalarından sonra bunu, bir grubun açlık grevi takip etti.
Toplam olarak bakıldığında bunlar kadınlara seçme hakkı verilmesi için yapılan hareketler bakımından önemliydi. Üstün cinsiyet tutumu kadınlar açısından planlanmaya başlandığında, Güney Avrupa’da olduğu gibi yeni özgünlükler/kişilikler ortaya çıktı. Bu yüzden de yasal bir politik düzenlemeye gidilmek zorunda kalındı.

Uluslararası örgütlenme ağı:

1904’te Berlin’de, kadınlara oy hakkı için milletler arası bir birlik kuruldu. Amaçlarından biri de, oy hakkı konusunda cinsiyetler arasındaki uzaklığı azaltmaktı.

Hem bazı yasakların taraftarlarını hem de kadınlara seçme hakkı verilmesi durumunu genel olarak bir arada ele aldılar. Birçok üye, seçme hakkına kavuşmak için üye oldu. Bu milletlerarası birlik, birçok ülkedeki kadın gruplarını, haklarını savunmak için bir ağda toplamayı amaçlıyordu.

Sadece bazı ülkelerin ana örgütlerini kendilerine dâhil ettiler. Bundan dolayı; Polonya, Çek Cumhuriyeti ya da Baltık ülkeleri bu birlikte yer almadı ve kadınlar ve erkekler için politik haklar konusundaki bağımsızlık talepleri kimse tarafından duyulamadı.
Sosyalist kadınlar, “Uluslararası Kadınlar” çatısında birleşti. İlk sosyalist kadın kongresi Stuttgart’ta 1907’de Clara Zetkin başkanlığında gerçekleşti.
Sosyal alt tabakalar için (genel) seçme hakkı gibi aciliyet taşıyan konular, kadınlar için seçme hakkıyla beraber ele alındı. 1910’da Kopenhag’daki ikinci buluşmada, uluslararası kadın günlerinin başlangıcı sayılan, kadınlara seçme hakkı için ilan edilen “mücadele günü”ne (8 Mart günü) karar verildi.

Kadın ayrıcalıklı sınırlamalar:

Hemen hemen bütün ülkelerde erkekler, politik konularda yer alma bakımından, kadınların isteklerine aynı isteklerle karşılık vermişlerdi. Bu yüzden de kadınların kaderinde sadece evde çalışmanın olduğu ve politikanın erkek dünyasına ait olduğu “doğal” kural tekrar ortaya çıkmıştır.

Erkeklerin büyük bir bölümü, iş yerlerini kadınlarla, özellikle de eşleriyle paylaşmak istememekteydi. Ayrıca kadınların, sosyal rollerini bağımsız olarak belirleyemeyecekleri de düşünülmekteydi.
Kadınlar, cinsiyetlerle yaratılan sınırlarla, erkekleri bulaştırmadan mücadele ettiler. Belçika ve İtalya gibi bazı Katolik ülkelerde ve Ortodoks Bulgaristan’da, evli ve çocuk sahibi kadınlar, çocuksuz kadınlara göre daha değerli sayıldıklarından seçme hakkını daha önce elde ettiler. Bu yüzden de doğurganlık, erkekler tarafından bağımsızlık simgesi olarak düşünülmeye başlandı.
Bazı tarihi adımlar:

19. yüzyılın sonlarında kadınların oy verme hakkına kavuşabilmesi konusu kadın hakları hareketi için önemli bir aşama temsil etmiştir.

Yeni Zellanda’da kadınlara seçme hakkı 1893 yılında, seçilme hakkı 1918’de verilmiştir. Bu yasa tüm ırktan kadınları kapsar.

1902’de Avusturalya’da kadınlar seçme hakkı kazanmıştır.

1906 yılında Finlandiya kadın vatandaşlarına seçme ve seçilme hakkı tanıyan ilk Avrupa ülkesi olmuştur. O yıllarda Rusya büyük çarlığına bağlı bir düklük olan Finlandiya, dünyada ilk kadın milletvekillerinin meclise girdigi ülke ünvanını da taşir.
1907 yılında 19 kadın milletvekili meclise girmeyi başarmıştır.

Norveç 1913’te, Danimarka ve o zaman Danimarka’ya bağlı olan Izlanda da 1915’de kadınlara oy hakkı vermiştir.

Kanada’da Quebec bölgesi hariç, kadınlar 1917’de seçme ve 1920’de seçilme hakkı elde ederken, Quebec’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1940 yılında verilmiştir.

1917’de Rusya ve eski Sovyet cumhuriyetlerinden bir kısmında da kadınlar seçme ve seçilme hakkı elde etmişlerdir. Bu hak 1918 yılı genel seçimlerinde ilk defa kullanılmıştır.

12 Kasım 1918’de Avusturya kadınlarına oy hakkı vermiş, onu takip eden günlerde 30 Kasım 1918’de Almanya’da kadınların seçme ve seçilme hakkı yasayla garantilenmiş ve 19 Ocak 1919 seçimlerinde kadınlar ilk defa oy kullanmıştir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 1920 yılında yürürlüğe giren anayasa değişikliği ile ülke genelinde kadınlara oy verme hakkı tanınmış, Kasım 1920’de kadınlar ilk parlemento seçimlerine katılmışlardır.

1918 yılında 30 yaşının üstünde olup, bazı özel durumlarda oy kullanabilme hakkını elde etmiş olan, Birleşik Krallık kadınları için tam oy hakkı 1928 yılında sağlanmıştır

Güney Afrika Cumhuriyeti ırklarlarına göre kadınlara 1930’da beyaz ırka, 1984’de Hint ırkına , 1994’de de siyah ırka, oy hakkı tanımıştır.

Türkiye’de kadınlar 20 Mart 1930’da belediye seçimlerinde seçme hakkı kazandılar. 1933’te Köy Kanunu’nda muhtar seçme ve köy heyetine seçilme hakkı düzenlendi. Milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına ise 5 Aralık1934’te yapılan anayasa değişikliğiyle kavuştular. 8 Şubat 1935’de ilk defa meclis seçimlerine katılan türk kadınları mecliste 18 sandalye elde ettiler.

Fransa’da 4 Ekim 1944’de yapılan yasa değişikliğiyle kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. 29 Nisan 1945’te ilk defa belediye seçimlerine katılan kadınlar 21 Ekim 1945’te de ilk defa parlemento seçimlerinde oy kullandılar.

1925’de belediye seçimlerinde oy kullanmaya başlayan İtalyan kadınları 1946’da ilk genel seçimlere katıldılar.

Brezilya’da 1934’de, Filipinler’de 1937’de, Arjantin ve Meksika’da 1946’da, Japonya’da 1945’te, Çin’de 1947’de, Liberya’da 1947’de, Uganda’da 1958’de ve Nijerya’da 1960’da kadınlar oy verme hakkına sahip oldular.

İsviçre’de kadınların seçme ve seçilme hakkıni elde etmesi 7 Şubat 1971’de gerçekleşirken İsviçre’ye bağlı Appenzell kantonunda ise 1990’ı bulmuştur.

Yazar
Yazar
Twitter Facebook Google Linkedin Flickr YouTube

Önceki Yazı:Pelin Otu

Sonraki Yazı:Hamileler Nasıl Beslenmeli

BENZER YAZILAR
YORUMLAR
SİZ DE CEVAP YAZABİLİRSİNİZ
Bu yazı hakkında görüşünüzü belirtin.

Ecce Web Tasarım Web Tasarım Blog Teması Ecce Plus Bu tema Ecce Web Tasarım tarafindan düzenlenmistir. Hiçbir sekilde kopyalanamaz.