You could put your verification ID in a comment Or, in its own meta tag Or, as one of your keywords Your content is here. The verification ID will NOT be detected if you put it here. -->
 
Maden suyu yerine soda (Doğal Mineralli su ) içmeyin!
Maden suyu yerine soda (Doğal Mineralli su ) içmeyin!:

maden suyu

Halk arasında soda ve maden suyu eş anlamlı kullanılmasına rağmen ikisi birbirinden farklıdır.

Maden suyu, yeraltı sularından elde edilmiş, çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 mg/l’den daha az olmayan sulara verilen addır. Çözünmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içerirler. Mineralli suları diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde edildiği anda spesifik miktar ve oranlarda mineraller ve iz elementler içermeleridir. 500 mg/l’den daha az mineral içerenlere düşük mineralli su,1500 mg/l’den daha fazla içerenlere yüksek mineralli su denilmektedir.
Maden suyu içinde; bikarbonat, sülfat, klorit, kalsiyum, magnezyum, florit, demir ve sodyum bulundururlar. Farklı markalar farklı miktarlarda mineral içerirler.

İçilebilir nitelikteki herhangi bir suya karbondioksit eklendiğinde soda yapılmış olur.

Maden suyu ise yerin en derin katmanlarından çıkar ve yeryüzüne çıkarken geçtikleri katmanlardan mineralleride alarak yol alırlar. Bu durumda maden suyu mineralce çok zengin iken soda mineral içermez.

Maden suyu ve soda, ikisi de mideyi rahatlatma özelliğine sahiptir ancak sodanın bundan başka hiçbir işlevi yoktur oysa maden suyu aynı zamanda doğal bir mineral deposudur.

Dolayısıyla tüketilmesi önerilen doğal maden sularıdır ve sodayla maden suyunu ayırt edebilmek için pek çok gıda maddesini alırken yapmamız gerektiği gibi etiket okumak çok önemlidir.

Günde ne kadar maden suyu tüketmeli?

Maden suyu içindeki minareller sebebiyle çok sağlıklı bir içecektir ve insan sağlığını destekleyicidir.
Ter, solunum ve idrar ile kaybolan minerallerin yerine gelmesi için su içmenin yanı sıra sıvı ihtiyacının bir kısmı maden suyundan karşılanabilir. Amerikan Obezite Birliği sağlıklı bireyler için maden suyu tüketimini 600 ml. olarak belirlemiştir.
Ülkemizde tuz tüketimi genllikle yüksektir. Aşırı tuz alımı, yüksek tansiyon, börek hastalıkları ve mide ülseri gibi hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Ayrıca fazla sodyum alımı idrarla kalsiyum atımını hızlandırdığı için kemik erimesi sorunu için risk faktörü oluşturur. Maden suları yüksek sodyum içerdikleri için aşırı miktarda tüketilmemelidir.
Maden suyu seçimi yapılırken de düşük sodyum, yüksek magnezyum ve kalsiyum içerikli olanlar tercih edilmeli. Sağlıklı insanlar günde iki şişe, kilolu kişiler bir şişe içebilir. Kalp, böbrek ve hipertansiyon hastaları ise uzak durmalı.

Maden suyunun faydaları nelerdir?

Her yaştaki bireylerin günlük kalsiyum gereksinimlerinin karşılanmasında takviye olarak düşünülebilir. Böylece güçlü kemik yapısının oluşması ve korunmasını sağlar.

Büyüme çağında, hamilelikte ve yaşlılıkta artan mineral ihtiyacının (magnezyum, kalsiyum, flor ve sodyum gibi) karşılanmasında gerektiği kadar kullanılarak sağlanabilir.

Sağlıklı bireylerde içerdiği sülfat, bikarbonat iyonları sayesinde sindirim sistemi (mide ve bağırsaklar) ve boşaltım sistemi (böbrekler ve idrar yolları) fonksiyonlarını destekler(maden suyunun önerilen miktardan fazla tüketilmemesi şartıyla geçerlidir).

Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak cilde gergin, pürüzsüz ve canlı bir görünüm sağlanmasında yardımcıdır.

Solunum, idrar, her türlü spor aktivitesinde ve özellikle yaz aylarında terleme ile oluşan su ve mineral kaybının karşılanmasında ölçüsü kadar kullanılabilir.

Bikarbonat içeriğinin yüksek olması ise asit fazlalığı, yanma ve ekşime ile seyreden mide hastalıklarında mide asidi fazlalılığını baskılayıcıdır.

Özellikle yaz aylarında sıcaklığın artmasıyla birlikte asitli içecek tüketme ihitiyacı da artar. Boyalı, katkı maddeli içecekler yerine maden suları tercih edilebilir. Son dönemde meyveli çeşitleri de piyasada bulunmakta fakat bunların kalori de dikkate alınarak tüketilmesinde fayda var.

Hamilelikte maden suyu içilebilir mi?

Hamilelik, yeterli ve dengeli beslenmenin çok daha önemli olduğu ve özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. Annenin vücudu, bebeğin beslenebilmesi ve gelişiminin sağlanabilmesi için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Mineral ihtiyacının bir kısmını tamamlayabilmek için, bu dönemde farklı bir sağlık problemi(hipertansiyon…vb) yaşanmıyorsa maden suyu tüketimi önerilebilir.

Maden suyu böbrek taşı yapar mı?

Böbrek taşı oluşumunu maden suyu tüketmeye bağlamak yanlış olur. Aksine yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda tüketenlere göre böbrek taşı oluşumu riski daha yüksektir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.

maden suyu

Halk arasında soda ve maden suyu eş anlamlı kullanılmasına rağmen ikisi birbirinden farklıdır.

Continue reading «Maden suyu yerine soda (Doğal Mineralli su ) içmeyin!»
Maden suyu yerine soda (Doğal Mineralli su ) içmeyin! Maden suyu yerine soda (Doğal Mineralli su ) içmeyin! isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
Yemek Yemediği Halde Kilo Veremeyenler Okuyun.
Yemek Yemediği Halde Kilo Veremeyenler Okuyun.:

kilo kontrolü

Giren çıkana eşittir değil mi? En azından bilim bize bunu söyler. Ama işte konu fazla kilolar olduğunda bu böyle olmayabiliyor! Ağzınıza neredeyse hiçbir şey koymuyorsunuz ama tartının ibresi bir türlü değişmiyor mesela. Bu, kilo vermeye çalışan pek çok kişinin yakından bildiği, karşılaştığı bir durum… Bilimsel araştırmalar vücut kilosunun ‘Giren çıkana eşittir’ kuralını bazı durumlarda tanımadığını gösteriyor. Bir başka deyişle, zayıflamanın sadece yeme miktarının azaltılmasıyla gerçekleşmeyebileceğini… İşte kilo verememede rol oynayan ve yenilen yemek miktarına bağlı olmayan nedenler:

Hassas bir bünye ile kilo bağlantısı:

Araştırmalar çocukluk döneminde başlayan obezitenin yiyecek alerjilerine bağlı olabileceğini gösteriyor. Gıda alerjisi olan bir çocuk bu gıdaları yemeye devam ettiği takdirde kilo artışı görülüyor. ‘Annenin babanın aklı nerede, görmüyorlar mı çocuğun alerjik olduğunu’ demek de mümkün değil çünkü yiyecek alerjisi kuvvetli değilse, sorun rahatlıkla gözden kaçabiliyor. Ama gözden kaçarken, vücuda zarar vermeye de devam ediyor. Alerjik olduğumuz veya düşük tolerans gösterdiğimiz gıdaları yediğimiz zaman, vücudumuz epinefrin ve nörepinefrin salgılıyor. Bu salgılar vücudumuzdaki rahatlık ve iyi hissetme duygularını arttırırken, yemememiz gereken yiyeceklere karşı ilgimizi ve isteğimizi arttırıyor.
Bu tip alerjiler ve hassasiyetler vücuttaki enflamasyonu attırıp su tutulmasına neden oluyor. Eğer bir de alerji tedavisi için antihistaminli ilaçlar kullanılıyorsa, iştah artışı ve enerji azalması kilo birikimine sebebiyet veriyor. Dikkat etmemiz gereken yiyecekler arasında sütlü gıdalar, glutenli gıdalar, fıstık ve soya sık görülüyor. Belirli mevsimlerde alerjik durumunuz şiddetleniyorsa kimyasal antihistamin yerine, doğal antihistaminli gıdalar yani flavonoidli ve bol C vitaminli gıdaları ve ‘petasites hibridus’ adlı bitkiyi kullanın.

Stres ve yorgunluk:

Kronik stres vücudumuzda kortizol denen stres hormonunu arttırıyor. Kortizol kas liflerini ve kan şekeri metabolizmasını bozabilirken, aynı zamanda beyindeki iştah açıcı, nöropeptid Y salgısını arttırıyor. Benzer şekilde, 3 gün süreyle, günlük uyumanız gereken miktardan sadece bir saat daha az uyumanız halinde bile, yine iştah açıcı olan ‘grelin’ hormonu artarken, tokluk duygusu uyandıran leptin hormonunun salgılanışı yavaşlıyor. Sonuç ise basit: Artan kilolar! Uzmanlar vücudu rahatlatmak ve sindirim sistemini temiz tutmak bu soruna faydalı olacağı için günde 30 dakika yoga ve her gün 250 mg. magnezyum desteği tavsiye ediyor. Henüz az sayıda olmakla birlikte yeni araştırmalar, yatmadan önce alınacak 500 ila 1000 mg arasında Gama Aminobutrik Asit (GABA) desteğinin anksiyeteyi azaltıp yağ kaybını hızlandırabileceğini gösteriyor.

Tiroid bezinin tembelliği:

İstatistikler bütün erkek ve kadınların üçte birinde, tiroid bezinin ideal değerlerin altında çalıştığını gösteriyor. Bunun nedenleri ise stres, aile genetiği, günde bir saatten fazla spor yapmak veya günlük kalori alışını kısıtlamak (kadınlar için günlük kalori 1700; erkekler için 2000’den az olması halinde) olabiliyor. Tiroid bezi vücudumuzdaki hücre metabolizmalarının tamamını etkiliyor. Açlıktan ölecek kadar da rejim yapsanız, eğer tiroid beziniz ideal bir işleyiş göstermiyorsa, kilo vermeniz mümkün değil. Sadece kiloda değil, saçlarda dökülme ve vücutta diğer kıllanma dağılımı ve miktarında sorun yaşanıyor. Ayrıca kabızlık, kadınlarda menstürasyonda sorun, ciltteki nem oranında azalma, baş, ense ve boyun, kas ve eklem ağrıları ve ruh halinde önemli bozukluklara neden olabiliyor.
Tiroid bezi hormonu olan TSH düzeyinizi test ettirerek tiroidinizin herhangi bir bozukluğa sebep olup olmadığını anlamanızda büyük fayda var. TSH seviyesinin 0.4 ila 4 ml/UL arasında olması normal olarak kabul edilse de, TSH seviyesinin 2 ml/UL’den fazla olması halinde metabolizmada yavaşlama görülüyor ve bu da kilo vermeyi zorlaştırıyor. Yani tıbbi olarak tiroid probleminiz olmasa bile, tiroid bezine bağlı olarak kilo sorunu yaşıyor olmanız çok mümkün. Ashwagandha otunun tiroid bezinin normal çalışmasında son derece etkili olduğu biliniyor. Selenyum tiroid bezinin sağlığı için çok önemli bir mineral. Her gün, selenyum zengini olan Brezilya fıstığından bir avuç yemenin faydalı olacağını söylüyor uzmanlar.

Genel olarak hormonların işleyişinde bozukluk:

Kısa bir süre önce New England Tıp Dergisi’nde yayımlanan bir araştırma kalori alımını kısıtlamanın ve vücutta yağ kaybının insülin, leptin, grelin ve başka bazı hormonların işleyişini bozduğunu ve iştahta artma gösterdiğini, metabolizmayı yavaşlattığını gösteriyor. Bu durum genellikle kilo vermeye başladıktan 10 hafta kadar sonra ortaya çıkıyor ve bir yıldan fazla devam edebiliyor. Ve rejimin kesildiği durumlarda bile devam edebiliyor. Ayrıca rejim yapmak dopamin seviyesinin düşmesine neden oluyor ve bu da vücutta tembellik, motivasyonda azalma ve depresyona yol açabiliyor.
Günlük omega-3 tüketimi, leptin düzeyini yükselttiği için tokluk duygusunu da arttırıyor. Bunun yanısıra, günde 300 mg alfa lipoik asit desteği ile insülin düzeyini dengeleyebilirsiniz. Dopamin düzeyini sağlıklı tutabilmek için de günde 1000 mg L-tirosin desteği tavsiye ediliyor. Dopamin düzeyini arttırmak için bir başka etkili yöntem ise seks.

kilo kontrolü

Giren çıkana eşittir değil mi? En azından bilim bize bunu söyler. Ama işte konu fazla kilolar olduğunda bu böyle olmayabiliyor! Ağzınıza neredeyse hiçbir şey koymuyorsunuz ama tartının ibresi bir türlü değişmiyor mesela. Bu, kilo vermeye çalışan pek çok kişinin yakından bildiği, karşılaştığı bir durum… Bilimsel araştırmalar vücut kilosunun ‘Giren çıkana eşittir’ kuralını bazı durumlarda tanımadığını gösteriyor. Bir başka deyişle, zayıflamanın sadece yeme miktarının azaltılmasıyla gerçekleşmeyebileceğini… İşte kilo verememede rol oynayan ve yenilen yemek miktarına bağlı olmayan nedenler:

Continue reading «Yemek Yemediği Halde Kilo Veremeyenler Okuyun.»
Yemek Yemediği Halde Kilo Veremeyenler Okuyun. Yemek Yemediği Halde Kilo Veremeyenler Okuyun. isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
Unutkanlığı Önleyen Besinler.
Unutkanlığı Önleyen Besinler.:

unutkanlık

Çeşitli hastalıkların yanı sıra modern yaşamın getirdiği yoğun çalışma temposu, stres ve hatalı beslenme gibi olumsuz şartlar yüzünden unutkanlık artık her yaşta sık görülen bir sorun haline geldi.
Unutkanlıktan korunmada bazı besinlerin düzenli tüketilmesinin önemine vurgu yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Aslı İçingür, özellikle yabanmersini gibi orman meyveleri ve omega 3′ten zengin bir beslenme programı uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Fiziksel ve zihinsel aktivite sıklığının da önemli olduğunu söyleyen İçingür’ün beyni çalıştırmak ve hafızayı güçlü kılmak için önerileri ise şöyle:

2-3 YEMEK KAŞIĞI YABAN MERSİNİ
Her gün 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin. Güçlü bir hafıza için porsiyonlardan biri mutlaka orman meyvesi, özellikle de yaban mersini olsun. Çünkü yabanmersini, bol miktarda içerdiği ‘polifenol’ sayesinde beyin hücrelerine saldıran serbest radikallerle savaşabiliyor. Günde 2-3 tepeleme yemek kaşığı, yani yaklaşık 30 gram yaban mersini tüketmeniz yeterli gelecektir. Eğer tazesini bulamazsanız kuru yabanmersini de yiyebilirsiniz. Ancak satın alırken mutlaka tadına bakıp şeker oranını kontrol edin. Ayrıca elma, böğürtlen, kiraz, kırmızı erik, ahududu, çilek en iyi antioksidan kaynaklarını oluşturuyor. Kayısı, kırmızı ya da yeşil üzüm, portakal, kırmızı greyfurt, şeftali, armut ve mandalina da çok güçlü antioksidanlardan. Muz, kivi, mango ve nektari de bol antioksidan içeriyor.

2 PORSİYON BALIK
Omega 3 yağ asidinden zengin, trans yağ asitlerinden fakir bir beslenme düzeni beyin sağlığı açısından oldukça önem taşıyor. Yapılan araştırmalarda, omega 3 yağ asitlerinden zengin beslenmenin Alzheimer riskini azalttığı ortaya kondu. Unutkanlığı önlemek için haftada 2 gün balık yemek şart. Eğer balık tüketemiyorsanız günde 1 gram omega 3 takviyesi almanızda fayda var. Ancak omega 3 yağ asidinin tüketim miktarı yaşa ve hastalık durumuna göre değişebiliyor. Bu nedenle günde ne kadar takviye almanız gerektiğini doktorunuza mutlaka danışın.

3 ADET CEVİZ
Ceviz de omega 3 yağ asidi açısından en zengin kaynaklardan biri. Güçlü bir hafızaya sahip olmak için günde 3 adet ceviz tüketmek, yaşlılık dönemine yapacağınız en büyük yatırımlardan biri olacak.

3 KEZ KIRMIZI ET
Araştırmalar özellikle B, C, D ve E vitaminlerine ağırlık verilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Sağlıklı beslenme kurallarına uyulduğunda tüm bu vitaminler doğal yollardan alınabiliyor. Yoğun iş temposu, ağır çalışma koşulları ve doğal yetiştirilmeyen besinler nedenleriyle özellikle B 12 vitamini eksikliği ortaya çıkıyor. Haftada 3 kez kırmızı et, günlük süt, yoğurt peynir ve yumurta tüketimi vücuda yeterli B12 vitamini alınmasını sağlıyor.

1 KÂSE TAHIL
E vitamini beyin sağlığı açısından en temel antioksidanlardan birini oluşturuyor. Bu vitamin özellikle tahıllarda bolca yer alıyor. Bu nedenle bulgur, esmer pirinç, buğday, karabuğday, çavdar, yulaf gibi besinlere günlük diyetinizde mutlaka yer verin. E vitamini aynı zamanda ıspanak, kabak, semizotu ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler; zeytinyağı, fındık, ton balığı, sardalya, yumurta sarısı, domates ve patateste de bol miktarda bulunuyor.

BUNLARI DA UNUTMAYIN!
Fiziksel aktivite şart: Beslenmenin yanı sıra fiziksel aktiviteyi de unutmayın. Haftada 3 defa 45 dakika egzersiz yapmaya özen gösterin.
Bulmaca çözün, kitap okuyun: Beyin egzersizi yaptıracak aktiviteler ile uğraşın. Satranç, bulmaca ve kitap okumak beyin için en ideal etkinlikler arasında yer alıyor.
Günde 15 dakika güneşe çıkın: D vitamini de beynin genç kalmasını sağlayan vitaminlerden. Bu vitamin için en etkili kaynak ise güneş ışığı. Her gün 15 dakika güneşlenmek vücuttaki D vitamini sentezini arttırarak eksikliğini önleyebiliyor.
Trans yağlardan kaçının: Trans yağlardan kaçınmak sağlıklı beslenme stratejisinde önemli bir yere sahip. Hazır paketlenmiş yağlı bisküviler, cipsler, rafine gıdalar, fast food ve kızartmalardan uzak durmak unutkanlığa karşı dikkat etmeniz gereken en önemli kuralları oluşturuyor.

unutkanlık

Çeşitli hastalıkların yanı sıra modern yaşamın getirdiği yoğun çalışma temposu, stres ve hatalı beslenme gibi olumsuz şartlar yüzünden unutkanlık artık her yaşta sık görülen bir sorun haline geldi.
Unutkanlıktan korunmada bazı besinlerin düzenli tüketilmesinin önemine vurgu yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Aslı İçingür, özellikle yabanmersini gibi orman meyveleri ve omega 3′ten zengin bir beslenme programı uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Fiziksel ve zihinsel aktivite sıklığının da önemli olduğunu söyleyen İçingür’ün beyni çalıştırmak ve hafızayı güçlü kılmak için önerileri ise şöyle:

Continue reading «Unutkanlığı Önleyen Besinler.»
Unutkanlığı Önleyen Besinler. Unutkanlığı Önleyen Besinler. isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
Türk Doktorlardan ” Felçte Kök Hücre ” Başarısı.
Türk Doktorlardan ” Felçte Kök Hücre ” Başarısı.:

Kocaeli Üniversitesi’nde görevli bilim insanları, omuriliğinde deneysel hasar oluşturulan felçli fareyi kök hücre tedavisinin 28. gününde yürütmeyi başardı.

Felçte kök hücre umudu

Kocaeli Üniversitesi’nde görevli bilim insanları, omuriliğinde deneysel hasar oluşturulan felçli fareyi kök hücre tedavisinin 28. gününde yürütmeyi başardı

Kocaeli Üniversitesi Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Erdal Karaöz, hayvanların kemik iliğinden elde ettikleri kök hücre ve gen tedavisini deneysel omurilik hasarı oluşturdukları hayvanlarda test ettiklerini belirterek, kronik olmayan omurilik hasarlarında kök hücrelerin işe yaradığını tespit ettiklerini ifade etti.
Kök hücreyi genle birlikte omurilik hasarının meydana geldiği bir farede kullandıklarını söyleyen Karaöz, ”Deneyde fareye verdiğimiz kök hücreler aslında doğrudan sinir hücrelerine dönüşmekten ziyade oradaki hasarı onarıcı mekanizmalar şeklinde işlev görüyor. Kök hücrelerin salgıladıkları protein hücre ölümünü yavaşlatıyor ve yeni damar oluşumunu tetikleyerek tedavinin 28. gününde hayvanın yürümesini sağlıyor” dedi.
Karaöz, omurilik hasarı oluşturdukları farenin üç farklı bölgesine kök hücreleri enjekte ettiklerini ve iyi sonuçlar aldıklarını belirterek, şöyle konuştu:
”Bu çalışmaları artıracağız. Omurilik hasarlarının tedavisi zor. İlaçla tedavisinden ziyade yukarısı ile aşağısı arasında temas kesiliyor. Dolayısıyla bu teması sağlamanın yegâne yöntemi bizim yaptığımız gibi kök hücre tedavisiyle kopmuş ya da hasarlanmış aşağısı ile yukarısı arasında irtibatı sağlamak. Tabii hasar çok büyük olursa geri dönüş olmayabilir ama geliştirdiğimiz bu yöntemi farelerde uyguladığımızda farenin 1 hafta sonra sürünerek yürüdüğünü, 3 hafta sonra ayaklarına basabildiğini ve 28. gün tamamen yürüyebildiğini gördük. Herhangi bir laboratuvarda ortaya çıkan yeni bir keşfin insanlara uygulanabilmesi için zamana ihtiyaç var.”

BİRÇOK HASTALIKTA KULLANILABİLİR

Gelecekte birçok sağlık sorunu için kök hücrelerin umut ışığı olmaya devam edeceğini söyleyen Karaöz, şunları kaydetti:

”Farede denediğimiz bu çalışmamız bilimsel ve etik kurallar çerçevesinde Sağlık Bakanlığı’ndan izin alınarak, herhangi bir yan etkisinin olmadığı kanıtlandıktan sonra omurilik felci olmuş hastalarda kullanılabilecek. İnsanlarda denemeden önce bu uygulamaların zararı olmadığının kanıtlanması lazım. Bunu sağladıktan sonra zaman içinde önce küçük hasta gruplarında, sonra büyük hasta gruplarında denenecek, rutin uygulama haline gelecek. Fakat buradaki en önemli noktayı belirtmek istiyorum. Yaptığımız bu çalışma erken dönemde omurilik hasarı oluşmasında etkili oluyor. Kronik omurilik hasarlarında etkili olup olmayacağı daha kesin değil.”

Kaynak : NTV

Kocaeli Üniversitesi’nde görevli bilim insanları, omuriliğinde deneysel hasar oluşturulan felçli fareyi kök hücre tedavisinin 28. gününde yürütmeyi başardı.

Felçte kök hücre umudu

Kocaeli Üniversitesi’nde görevli bilim insanları, omuriliğinde deneysel hasar oluşturulan felçli fareyi kök hücre tedavisinin 28. gününde yürütmeyi başardı

Continue reading «Türk Doktorlardan " Felçte Kök Hücre " Başarısı.»
Türk Doktorlardan ” Felçte Kök Hücre ” Başarısı. Türk Doktorlardan ” Felçte Kök Hücre ” Başarısı. isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
alexa
alexa:

ErKMUqKqG4VcldYRwV7k3ana9Dg



You could put your verification ID in a
comment

Or, in its own meta tag
content="keyword1,keyword2, ErKMUqKqG4VcldYRwV7k3ana9Dg" />
Or, as one of your keywords


Your content is here. The verification ID will NOT be detected if you put it here.

ErKMUqKqG4VcldYRwV7k3ana9Dg



You could put your verification ID in a
comment

Or, in its own meta tag
content="keyword1,keyword2, ErKMUqKqG4VcldYRwV7k3ana9Dg" />
Or, as one of your keywords


Your content is here. The verification ID will NOT be detected if you put it here.

Continue reading «alexa»
alexa alexa isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
Süt Masum Değilmiş.
Süt Masum Değilmiş.:

sütteki tehlike

İSTANBUL – Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Ahmet Aydın, Vatan gazetesinin sorularını yanıtladı…

- “Bol bol tereyağ yiyip, unu şekeri keserseniz kolesterolünüz düşer” demiştiniz.
Bu kadar basit mi?
Unlu şekerli gıdalar diyorum. Bu basit bir cümle ama bir düşünün. Unlu şekerli her şey. Yani ekmek, makarna, pilav… Hele ki dışarıda yiyorsanız, yandınız. Börekler, çörekler, poğaçalar, simitler, hepsi çok tehlikeli. Bu arada meyvelerin çok tatlılarına da yanaşmayacağız…

- Nasıl beslenmemiz gerekiyor? Siz herhalde Taş Devri Diyeti’ni uyguluyorsunuzdur ama… Bize ne önerirsiniz?
Bence Karatay Diyeti de, Taş Devri Diyeti de uygundur. Ben ikisine birden ‘Tabiat Ananın Diyeti’ diyorum. Kolayca uygulayabilirsiniz. Eğer unlu şekerli gıdalarla beslenirseniz metabolik sendrom olursunuz. Vücudunuzda, damarları tahrip eden, daraltan iltihap hücreleri artar.

“HER TÜRLÜ GAZOZ, MEYVE SUYU, HATTA DOĞAL MEYVE SULARINA BİLE KARŞIYIZ”

- Metabolik sendrom nedir?

Metabolik sendrom diyabet öncesi durumdur. Prediyabet diyoruz biz bu döneme. Birden bire diyabet olmuyorsunuz, çocukluğunuzda beslenme alışkanlığınıza bağlı olarak yavaş yavaş hastalanmaya başlıyorsunuz. Kan şekeriniz yükseliyor yükseliyor, 100-110’ları bulunca ‘Diyabet oldun’ diyorlar. Bu metabolik sendrom daha siz diyabet olmadan önce iltihap hücrelerini artırıyor, vücudunuzda ve damar sertliği de çocukluktan itibaren başlıyor. 30’lu, 40’lı yaşlarda değil… Unlu ve şekerli gıdaları fazla yediğiniz için hastalanıyorsunuz. Bu yüzden biz her türlü gazoz, meyve suyu, hatta doğal meyve sularına bile karşıyız.

- Yani meyveden sıkılmışına bile…

Evet. Meyvenin kendisini yiyin diyoruz. Çünkü lifli olduğu için geç emilir bağırsaklarda, damarlara o kadar zarar vermez. Ama çok tatlı meyveleri de çok yemeyin diyoruz.

- Üzüm gibi mi?

Evet. Tabii ki, makul miktarda yiyebilirsiniz. Ama üzüm yerine, kivi, vişne, kiraz ya da ekşi elmayı tercih edin. Meyveye biraz kısıtlama getiriyoruz ama sebzede hiç kısıtlamamız yok.

“BİR TANE İNCİR YİYECEĞİNİZE, DÖRT TANE MANDALİNA YİYİN”

- Peki ya kuru meyveler?

Kuru incirin içindeki şeker oranı korkunçtur, kuru kayısının da öyle…

- Ama günde bir incir ya da iki kayısı yeniyorsa?
O zaten günlük şeker limitinizi doldurur. Bir tane incir yiyeceğinize, dört tane mandalina yiyin daha iyi.

- Peki Karatay Hoca hiç ekmek önermiyor? Ama siz, bir-iki dilim ekmeğe hayır demiyorsunuz…
Bizim görüşlerimizin yüzde 99’u aynıdır. Bence de hiç ekmek yenmese daha iyidir. Ben üzerine tereyağ sürmek için yiyorum. Tereyağ yemiyorsam o gün, ekmek de yemiyorum. Tereyağ, zeytinyağ bunları yediğiniz müddetçe sorun yok. Çünkü bunlar aynı zamanda tok da tutar. Bizim derdimiz un ve şekerle. Çünkü insanlar bu iki gıdayı çok fazla tüketiyor.

“HAFTADA İKİ GÜN BİTTER ÇİKOLATAYA İZİN VAR”

- Meyvelerin çok tatlılarına yanaşmayacağız. Peki ya çikolata, bal, pekmez?
Biz sadece esmer çikolataysa ona biraz izin veriyoruz. Haftada iki gün bitter çikolataya… Balı ancak çok saf bir balsa yiyebilirsiniz. Ama maalesef piyasada fiyatı 10 lira olan bal gerçek bal değildir. Belki arı yapıyordur. Ama gerçek bal değildir. Önüne konan glikoz şurubundan yapıyordur. Bizim baldan istediğimiz şey ne? Arı gidip bir yığın çiçeği dolaşıyor, oradaki özleri, vitaminleri alıyor, o sizin vücudunuz için çok gerekli, bunun için de bu balı yiyin istiyoruz. Ama günde bir-iki çay kaşığı kadar. Bir de her mevsimin kendi sebzesini yiyin istiyoruz. Şimdi pırasa, ıspanak varsa onları, yazın da domates, salatalık yiyin diyoruz. Bunların mevsimi dışında yenmesini de istemiyoruz.

“D VİTAMİNİ ŞART”

- Peki organikse salatalık ve domates?
Bu mevsimde organik salatalık domates olmaz. Varsa serada yetiştirilmiştir. Onu da önermiyoruz. Dedeleriniz, nineleriniz gibi beslenin. Eğer koroner kalp hastalığını önleyici tedbirler üzerinde duracaksak, diyoruz ki bir unlu şekerli gıdaları iyice çıkartacaksınız diyetinizden. İki, her mevsimin taze sebze ve meyvesini yiyeceksiniz. Meyvede aşırıya kaçmayacaksınız. Sebzede istediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Et, yumurta gibi gıdaları serbestçe yiyebilirsiniz, ama bu et mümkünse merada beslenen, özgürce dolaşan hayvanların eti olsun. Ben ayrıca D vitamini konusuna çok önem veriyorum. Ya iyi güneşleneceksiniz, ya da mutlaka D vitamini alacaksınız. Pratikte erişkinler için söylüyorum, iki ayda bir en azından bir ampul D vitamini için. İğne olarak yaptırmanıza gerek yok. Tanesi 2 lira. Reçeteye bile yazdırmaya gerek yok. Herkesin ulaşabileceği kadar ucuz.

- Süt ürünleri dediniz. Ya süt? İçmeyecek miyiz?

Hayır. Süt ürünlerini tüketeceksiniz. Peynir, yoğurt, kefir… Peynir, beyaz peynirse klasik ezine peyniri olacak, kaşarsa Kars ya da Trakya’nın tekerlek peyniri olacak. Ya da tulum peyniri. Sınır yok. İstediğiniz kadar yiyebilirsiniz.

GÜNDE 5 YUMURTA BİLE YİYEBİLİRSİNİZ, ZARARI YOK

- Yumurtayı da istediğimiz kadar yiyebilir miyiz? Bir zararı olmaz mı?

İsterseniz 5 tane bile yiyebilirsiniz. Ama yiyemezsiniz ki! Bir de ağız tadınıza bakacaksınız. Yani biz demiyoruz ki, her gün illa 5 tane yiyin. Canınız istiyorsa, yiyebiliyorsanız yiyin ama ertesi gün isteseniz de 5 tane yiyemezsiniz… Bakın, o yumurtadan 21 gün sonra bir civciv çıkıyor. Yumurtanın neresi kötü olacak? Tam tersine faydası var. Olağanüstü bir besin. Tam bir yiyecek. Hele de bu özgür dolaşan bir tavuğun yumurtasıysa, börtü böcek yiyorsa o tavuk. Ama börtü böcek yemiyorsa onun yumurtasının yerini tutmaz. O yumurtadan kolay kolay civciv de çıkmaz zaten. Çünkü Omega 3’ü falan yeteri kadar alamıyordur. Ben her sabah mutlaka tereyağına iki yumurta kırıyorum. Kısık ateşte pişiriyorum. Hem gün içinde çok tok tutuyor, hem de çok besleyici…

SÜT YERİNE YOĞURT

- Peki hocam neden süt içmeyin diyorsunuz?

Bir kere hangi sütü içeceksiniz? Bırakın kutu sütünü, sütü mandradan alsanız bile kaynatıyorsunuz, birçok özelliğini kaybediyor o süt, enzimleri kayboluyor… Bu yüzden bu sütü alıp ne yapacaksınız? Yoğurt haline getireceksiniz.
Aslında bizim geleneğimizde de süt içmek yoktur. Yoğurt, peynir yenir. Tabii şu anda peyniri rahat bulabiliyorsunuz da, doğal yoğurt bulmak çok zor.
Marketten aldığınız hiçbir yoğurt ekşimiyor. Ekşimeyen, sulanmayan yoğurdu yemeyeceksiniz.
Çünkü içinde faydalı enzimleri yok. En güzeli kendiniz yapacaksınız. Bunun için de sütü ya mandradan almalısınız ya da günlük olanını kullanmalısınız.
Yoğurt gibi kefir de yapabilirsiniz.
Hatta kefir yoğurda göre bir gömlek daha üsttedir.
Kefir de yoğurt da ikisi de mayalandıkça, ekşidikçe değerleri artıyor. İçlerinde bir yığın faydalı mikrop oluşuyor. Faydalı mikroplar insanı başta alerji ve astım olmak üzere birçok kronik hastalığa karşı koruyor.
İçindeki enzimler sindirimi kolaylaştırıyor. Bu arada mutlaka Omega 3 takviyesi alınsın istiyoruz, her gün en az 2 gram kadar balıkyağı kapsülü alınmalı.
Hem kandaki Omega 3’ü artırır, hem de kanı sulandırır.
Tabii bu arada mutlaka zeytinyağı, tereyağı ve hayvansal yağlar dışındaki diğer yağları da azaltmak gerekiyor. Ayçiçek yağı, mısır yağı, margarin gibi yağların diyetten çıkartılması gerekiyor. Pilavı, makarnayı elbette önermiyoruz ancak bulgura biraz izin var. Karatay Hoca da karşı çıkmıyor bulgura. Tereyağlı bulgur içine domatesi katarsanız çok lezzetli ve sağlıklı bir yiyecek olur.

BAKLAGİLLERİ İKİ GÜN SUDA BEKLETİN

- Hocam ben süt konusuna takılıp kaldım. Süt içmenin bir zararı var mı?
Var tabii. Bir numaralı alerjen süttür.

- Siz çocuklara kaç yaşından sonra süt önermiyorsunuz?

Ben anne sütü dışında süt verilsin istemiyorum, süt ürünleri verilsin diyorum. Yani yoğurt, peynir, kefir… Ek gıdalara başlar başlamaz hemen. Zaten kefire alıştığı zaman tatlı şey de istemiyor çocuklar…

- Benim çevremde insanlar zorla süt içiriyorlar…
Kesinlikle yanlış. Bir kere sütü sıcak işlemden geçiriyorsunuz, içindeki vitaminler, enzimler kayboluyor.
Sonra bizim ırkımız süt içmeye çok uygun değil. Sütün şekerini vücudumuz zor sindiriyor.
Onun için birçok çocukta süt mide bulantısı yapabilir. Tabii bir de bağırsaklarda iyice parçalanmadığı için süt bir numaralı alerjik gıdadır.
En fazla alerjik olan besinler evrimde insan diyetine en son giren gıdalardır. Bunların başında bebeğin annesinin sütünü değil başka hayvanların sütünü içmesi gelir, ikincisi ise buğday glutenidir. Üçüncüsü de baklagillerdir.
Bu yüzden de baklagilleri, nohutu, kuru fasulyeyi iki gün suda bekletmek gerekir. 8 saatte bir suyunu değiştirerek…
Mercimeği de mutlaka suda bekletmelisiniz ama o kadar fazla değil.

- Baklagilleri de konuşalım istiyorum ama bebek hiç anne sütü almıyorsa ne yapacağız peki?
6 aya kadar mecburen mama vereceksiniz… Ama sonra yoğurt ya da kefir verebilirsiniz.

- Ne miktarda?

Belli bir miktarı yok. Alıştırmak için önce birkaç kaşıkla başlarsınız, sonra bir kase verebilirsiniz. Ama tabii çocuk bu arada başka ek gıdalar da alacak.
Bu arada yoğurtta ya da kefirde kullanacağınız sütü mandradan alırsanız daha iyi, günlük şişe süt de olabilir.
Kefiri piyasadan da alabilirsiniz eğer meyveli değilse…

“ALERJİK HASTALIKLARIN EN BÜYÜK SEBEPLERİNDEN BİRİ SÜT”

- Diyelim ki bebek köyde yaşıyor ve günlük süte ulaşmak mümkün. O zaman içirebilir miyiz?
Hayır. Ben anne sütü dışında süt içilmesini önermiyorum. O sütü de, keçi sütü de olsa yoğurt yapsınlar. Çünkü dediğim gibi süt bir sürü ısıl işlemden geçiyor, içindeki sindirici enzimler özelliklerini kaybediyor, vitaminler azalıyor. Halbuki siz onu mayaladığınız zaman enzimler tekrar canlanıyor, yeni enzimler, sindirici enzimler oluşuyor. Günümüzde o kadar çok alerjik çocuk var ki, daha sonra astım ya da ottoümmin hastalıklara yakalanabiliyorlar. En büyük sebeplerden biri de süt.

- Siz kutu sütleri hiç önermiyorsunuz.

Evet. Çok yüksek ısıl işlemden geçiyorlar, süt molekülleri tahrip oluyor, sütün bütün molekül yapısı değişiyor, süt süt olmaktan çıkıyor ve en büyük alerjen oluyor.

- Peki ama süt içmezseniz osteoporoz riskiniz artıyor deniyor?
En fazla süt içilen ülke Amerika’dır. En fazla osteoporoz de beyaz Amerikalılar’da görülür. Ama zenciler ya da Latin Amerikalılar’da Kızılderililerde süt tüketimi azdır. Çünkü tıpkı Türkler gibi sindiremezler sütü ve kemik erimesi daha azdır onlarda. Sütün içinde kalsiyum yüksek ama bunun emilmesi çok büyük sorun. Bu yüzden bu görüş de yanlış. Dediğim gibi bunun için yoğurt yiyin, kefir yiyin, çok daha iyi…

sütteki tehlike

İSTANBUL – Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Ahmet Aydın, Vatan gazetesinin sorularını yanıtladı…

- “Bol bol tereyağ yiyip, unu şekeri keserseniz kolesterolünüz düşer” demiştiniz.
Bu kadar basit mi?
Unlu şekerli gıdalar diyorum. Bu basit bir cümle ama bir düşünün. Unlu şekerli her şey. Yani ekmek, makarna, pilav… Hele ki dışarıda yiyorsanız, yandınız. Börekler, çörekler, poğaçalar, simitler, hepsi çok tehlikeli. Bu arada meyvelerin çok tatlılarına da yanaşmayacağız…

Continue reading «Süt Masum Değilmiş.»
Süt Masum Değilmiş. Süt Masum Değilmiş. isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
http://k.wigflip.com/zRkYush8/roflbot.jpg
Uykusuzluğa Bitkisel Destek (Kedi Otu)
Uykusuzluğa Bitkisel Destek (Kedi Otu):

Kedi Otu

Çok Yıllık | 0,5-2m | 6-8 Aylar | Ca,Ho,Na | Otu

Kedi otu, Baldrian, Valariana officinalis
Kedi kökü
Şifalı kedi otu
Uyku otu
Cadı otu
Tıbbi kedi otu
Hayvan otu
Kokar kök

Familyası: Kedi kökü; Valeriane radix
Kedi otunun sadece kökleri çay, tentür ve natürel ilaç yapımında kullanılır.

Giriş: Kedi otunun bilinen dünyada 300 türü mevcuttur ve Türkiye’de 10 türünün bulunduğu ve bunların genellikle Marmara, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde yetiştiği bilinmektedir. Bu tıbbi kedi otunun haricinde Mexica kedi otu; Valeriana edulis (valeriana mexica), Hint kedi otu; Valeriana jatamansi Jones (Valeriana wallichii) ve Japon Kedi otunu; Valeriana fauriei BRIQ (Valeriana nipponica NAKAİ sayabiliriz.
Bunların haricinde Tıbbi kedi otunun kendi alt türevleri de vardır. Bunlar yetiştiği toprağa, çevreye ve iklime göre değişikliklere uğramıştır.
Çayır kedi otu; V.officinalis var.pratentis DIERBACH (v.pratensis), bu genellikle çayırlık ve çimenliklerde yetişir. Mürver kedi otu; V.sambucifolia bunun yap¬rak¬ları Mürver yaprağına benzer. Tepe kedi otu; V.collinia WALLR (V.officinalis ssp.collina), Kaya kedi otu; V.saxatilis ve Dağ kedi otu; V.montana gibi isimlerle anılırlar. Meksika kedi otu, Hint kedi otu ve Japon kedi otunun birleşimindeki maddeler yapılan araştırmalar sonucu birçok bakımdan tıbbi kedi otuna farklılık göstermektedir ve aranan özelliklere sahip değillerdir. Bu nedenle biz sadece Avrupa ve Asya’nın ılıman bölgelerinde yetişen ve sonra Kuzey Amerika’da kültür bitkisi olarak yetiştirilmeye başlanan tıbbi kedi otunu ele alacağız.

Botanik:

Normal olarak kedi otu 0,5-1,2m boyundadır. Fakat humuslu, nemli ve mineral bakımından zengin topraklarda 2m’yi bulabilir. Kedi otunun fotoğrafını çekmek için Haziran’da 500km uzaklıktaki Güter¬sloh’da boyu 2m’yi bulan kedi otu görünce doğrusu biraz şaşırdım.
Gövde yuvarlak, içi boş, esmer, kahverengimsi veya kızılımsı esmer veya esmerimsi yeşil renktedir ve çatallaşmadan yükselir. Alt yaprakları uzun saplı kanat yapraklar olup tekildir yani yaprakları kanat gibi karşılıklı olarak dizilmiş olup sonda bir tek yaprak bulunur. Üst yaprakları gövdeye oturmuş olup karşılıklıdır.
Alt yaprakları yumurta veya oval şekilde, kenarları dişli, üst yaprakları mızrak şeklinde ve kenarları bütündür. Çiçekleri salkım şemsiye şeklinde yani üzüm salkımı gibi çiçek sapların bağlı fakat geriden şemsiye görünümündedir.
Çok küçük olan çiçeklerinin taç yaprakları 2-7m büyüklüğünde, pembe, açık pembe veya beyaz renkte, ortada 3-5döllenme tozluğu vardır ve çiçek şemsiyesi takriben 50-150 çiçekten meydana gelir. Kökleri bir yumru şeklinde, 3-5cm uzunluğunda, yumurta veya silindir şeklinde, ikinci olarak bu kökten çevresine yayılan 15-20cm uzunluğunda, 1-4m kalınlığında, ip gibi yan kökler ve ana köklerden uzanan sürgünler çevresinde yeni kökler oluş-turur. Ana kök ve saçak köklerin dışı sarımsı gri veya açık esmer renktedir.

Yetiştirilmesi: Mart veya Nisanda kasalara veya seralara tohumları ekilir ve mayısta fideler bahçe veya tarlalara ekilir.

Hasat zamanı: Kökleri eylül ve ekimde sökülerek yıkanır, kurutulur, nemden uzakta ve ışıktan uzakta muhafaza edilir. Kedi kökü kurutulurken sıcaklığın 40C°’nin üzerine çıkmaması gerekir. Şayet bunun üzerinde bir ısı ile kurutulur ise birleşimindeki eter yağı türevleri yok olur.

Birleşimi: Birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralayabiliriz;

a) Eter yağ türevleri %0,3-1 arasında olup bunlarda Mono, Sesquiterpenler ve Sesquiterpenasitler olarak üç türden bulunur. 1) Monoterpenler; Bornylasetat, Bornylisovaleral, borneol, campfer, camphen, 1,8-cineol ve α-Pinen içerir. 2) Sesquiterpenler; Valerenal, valerenol, valeranon, E/Z-valerylacetat, E/Z-valerylisovalerat, β-bisabolen, γ-cadinen ve β-Elemen 3) Sesquiterpenasitler; Valerenasit, hydroxyvalerenasit, acetoxyvalerenasit, ısovalerylasit, eugenolisovalerylasit

b) Valepotria türevleri (Valeriana-epoxy-triester) %0,5-2 oranında bulunur ve monolar ve diler diye ikiye ayrılır. 1) Diler; Valtrat (%50-80), Isovaltrat, homovaltrat ve acevaltrat 2) Monolar; didrovaltrat, homodivaltrat ve IVHD-valdrat

c) Fenolkarbonikasitler; %1-3 oranında olup en önemlileri; trans-hesperidinasit, chlorogenasit ve kahve asidi içerir.

d) Alkaloitler; %0,05 oranında; Valerianin, actinidin α-methylpyrrylketon içerir.

e) Doyamamış yağ asitleri; Oleik asit, linolasit, linolenasit, stearinasit, belenasit ve arachidonasit içerir.

f) Ligan türevleri; Pinoresinol, 8-hydroxypinoresinol, prinsepinol bunların glikozitleri ile Massoniresinol-4-β-glikozit içerir.

g) Meksika kedi kökü; %5-8 valepotria türevleri ve çok az miktarda eter yağı, Japon kedi otu kökü %0,05 valepotriatlar ve %6-8 eter yağ türevleri, Hint kedi kökü %3-6 valepotriatlar ve %0,5 eter yağ türevleri, Şifalı kedi otu kökü %0,5-2 valepotriatlar, %0,3-0,8 eter yağları ile diğerlerinden farklı olarak %1-2 Hesperidin, valeranon ve liganlar içerir. bu farklılık Şifalı kedi otu kökünü diğer türlerden kaliteli kılar.

Özellikleri: Keskin, hafif acı, kuru ve serinleticidir.

Tesir şekli: Teskin edici, uyutucu, krampları çözücü, korkuları önleyici, damarları daraltıcı, tansiyonu hafif düşürücü, sinirleri kuvvetlendiricidir.

Araştırmalar: Bazı ilim adamları kedi kökünün birleşimindeki mad¬de-lerden eter yağları ile bazıları valepotriatlar ile bazıları da lignanlar ile araştırma yapmışlardır. Araştırma sonuçlarında hiçbir maddenin tek başına bir rol oynamadığı aksine bütün maddelerin birlikte etki ettiği tespit edilmiştir.

1) Vorbach ve Arnold 1995’de 121 hasta ile deney yapmışlardır. Hastalardan 61 kedi kökü ekstresi (Sedonium Dragees) 60 hasta ise Plasebo (ilaç gibi fakat sırf deney için hiçbnir etkisi olmayan hap veya damla) ile 28 gün bir deney yapılmıştır. Bu süre sonunda kedi otu kökü ekstresi alanlarda uyku rahatsızlıklarından uyuyamama, sık sık uyanma, hafif uyuma ve sinirsel huzursuzluğu iyileştirdği görülmüştür. (ZP.1.98.53, ZP.4.98, ZP.3.97.152, NM.1.96.35, Nhp.8.99.1252)

2) 225 hastaya 12 ev doktoru tarafından 2 hafta süreyle kedi otu kökü hapı verilmiştir.
Bu draje kedi ot kökü, şerbetçi otu kozalağı ve oğul otu yaprak ekstrelerinden meydana gelir.
İki hafta süreyle bu hapı alan hastalarda uyuyamama, sık sık uyanma, sinirsel huzursuzluk ve stres gibi rahatsızlıklar %80 oranında iyileşmiştir.
Hastalardan %96,4’ü ve doktorları %96,9’u bu kompleksi drajeyi pasif olarak değerlendirmişlerdir.
Zaten bu karışım Alman sağlık bakanlığına bağlı olarak çalışan Komisyon E tarafından tavsiye edilmiştir. (Aynı komisyon E kedi kökü, şerbetçi otu kozalağı, çarkıfelek otu karışımını da aynı şekilde tavsiye etmiştir.)
Deneye katılan hastaların %98,2’si bu drajenin hiçbir yan tesiri olmadığını beyan etmişlerdir. (ZP.3.95.147). oysa kimyasal uyku ilacı alanlar o gün sersem gibi olurlar ve günlük işlerini düzenli şekilde yapamazlar.

3) Dr.Martin Adler 500 hastasını kedi otu kökü hapı ile tedavi etmiş ve hastalarda sinirsel huzursuzluk, uyuyamam, hafif uyuma, sık sık uyanma gibi haller %90 oranında iyileşmiştir. (Nhp.3.97.446)

4) Kedi otu kökü damlası ile 95 hasta üzerinde günde 3×15 veya 3×30 damla 4-6hafta süreyle hastalara verilmiş. Hastalarda görülen si-nirliklik, huzursuzlu, uyku rahatsızlıkları, yorgunluk, dermansızlık, korku, yıkılmışlık ve depresyon gibi rahatsızlıklar büyük oranda iyi¬leş-miştir. (Nhp.2.99.240) Valariana Strath damlasının 100ml’sinde; 0,6gr alıç yaprağı, 0,6gr lavanta çiçeği, 0,6gr Şerbetçi otu kozalağı, 0,6gr Oğulotu yaprak ve 1,6gr kedi otu kökü ekstrelerinden oluşur.

5) Uyuyamama ve huzursuzluk gibi rahatsızlıkları olan 830 hasta üzerinde 279 doktor gözetiminde 4-8hafta sedacurla tedavi denemesi yapılmış ve hastaların %88’inin iyileştiği görülmüştür. (ZP.6.99.337)

Kullanılması:

a) Kedi otu kökü araştırmalara göre başta uyku rahatsızlıklarından uyu-yamam, sık sık uyanma ve hafif uyuma, sinirsel huzursuzluk, sinirsel mide-bağırsak ağrıları, sinirsel kalp rahatsızlıkları, gerginlik ve telaş, korku, stres gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır.

b) Komisyon E’nin yayınladığı monografi bildirisine göre kedi ot kökü natürel ilaçları iç. Huzursuzluk ve sinirsel nedenlerle uyuyamamaya karşı kullanılır.

c) Halk arasında yatağa girerken nefes daralması ve tıkaması gibi duy-gu¬lara, titreme, hafif depresyon korku, korkulu rüya görme, telaş, gerginlik, uyuyamama ve sinirlilik gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır.

d) Homeopati’de uyuyamama, heyecanlanma, sinirlilik, histeri, aşırı du-yarlılık, menopoz, baş ağrısı, bel ağrısı, siyatik, eklem ağrısı, nevralji ve huzursuzluğa karşı kullanılır.

Açıklama:
Kedi otu kökünün çayı, damlası veya kişide yorgunluk, halsizlik ve isteksizlik gibi yan tesirleri olmadığından günlük yaşama negatif yönde etki etmediği gibi konsantrasyonu kuvvetlendirerek iyi yönde etki eder.
Kedi kökü uyku rahatsızlıklarında en çok kullanılan 5-6 şifalı bitkiden en önemlisidir ve diğer şifalı bitkilerle kullanıldığında etkisi artar.
Hastalığın türüne göre kedi kökü ile çeşitli harman çaylar tentürler veya natürel ilaçlar yapılır. Kava-kava birinci dereceden korku, kılıç otu birinci dereceden depresyon, kedi kökü ise birinci dereceden uyku rahatsızlıklarına karşı kullanılır.
Fakat bu değil ki kedi kökü korku ve depresyon rahatsızlıklarına karşı etkili değil anlamına gelmemelidir. Zira bir şifalı bitki temin edilemediğinde diğeri ile bu rahatsızlıklar tedavi edilebilir.

Çayı: İki kahve kaşığı kedi kökü demliğe konur ve üzerine 300-500ml kaynar su ilave edilerek 5-19 dk demlenmesi beklenir ve sonra süzülerek içilir.

Homeopati’de: Kedi otunun kurutulmuş köklerinden 100gr bir şişeye konur ve üzerine 500ml %70’lik alkol ilave edilir. Güneş ışınlarından uzakta 4-6hafta muhafaza edilir ve bu süre sonunda süzülerek elde edilen tentüre homeopati’de < > adı verilir. Bu tentürden günde 3-4defa 25-30damla 4-6 hafta süreyle alınır. Yukarıdaki çay harmanlarından da aynı şekilde tentür yapılır.

Hastalığın belirtileri (semptom):

1) Şayet hastada sinirsel histerik heyecanlanma, telaş, bir olumlu, bir olumsuz davranma, iç huzursuzluk, olduğu yerde duramama, ağrıları bir o organda bir bu organda ortaya çıkar ve kendini havada imiş gibi hafif hisseder.

2) Genel sinirlilik nedeni ile uyuyamama
3) Bütün duyu organlarının hassaslaşması
4) Baş ağrısının sinirsel, ani ve dönüşümlü olması
5) Aşırı histerik davranışlar
6) Ağrılar dinlenirken artar, hareket halindeyken azalır

Bu gibi rahatsızlıklarda kedi otu kökü tentür gerekir.

Yan tesirleri: Kedi kökünün bilinen bir yan tesiri yoktur. Fakat aşırı dozajda ve uzun süre kullanılır ise baş ağrısı, baş dönmesi ve bulantı gibi geçici rahatsızlıklara neden olabilir.

Kedi Otu

Çok Yıllık | 0,5-2m | 6-8 Aylar | Ca,Ho,Na | Otu

Kedi otu, Baldrian, Valariana officinalis
Kedi kökü
Şifalı kedi otu
Uyku otu
Cadı otu
Tıbbi kedi otu
Hayvan otu
Kokar kök

Familyası: Kedi kökü; Valeriane radix
Kedi otunun sadece kökleri çay, tentür ve natürel ilaç yapımında kullanılır.

Continue reading «Uykusuzluğa Bitkisel Destek (Kedi Otu) »
Uykusuzluğa Bitkisel Destek (Kedi Otu) Uykusuzluğa Bitkisel Destek (Kedi Otu) isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
Beşiktaş (BJK)
Beşiktaş (BJK):

beşiktaş

BEŞİKTAŞ’IN BAŞARILARI.

* En fazla resmi İstanbul Ligi şampiyonu (15 Kez)
* Üst üste beş yıl İstanbul şampiyonu olan tek kulüp (1939-1943)
* İstanbul Liglerinde en fazla gol atan takım (1 Sezonda 90 Gol, 8 Yılda 599 Gol)
* Resmi ligde 18 maçta 18 galibiyet alan takım
* Resmi liglerde en fazla “namağlup şampiyon” olan takım (7 Kez)
* Türkiye Liginde “namağlup şampiyon” olan tek takım
* Türk Milli Takımı’nı temsil hakkı verilen tek takım
* En fazla Centilmenlik Kupası alan takım (19 Kez)
* Genç Takımlar Futbol Ligi’nde en çok İstanbul ve Türkiye şampiyonu olan kulüp (30 Kez)
* Eskrimde Balkan şampiyonu olan kulüp
* “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” fikrini ortaya atıp uygulamasını ve kanunlaşmasını sağlayan kulüp
* Grekoromen güreşi, öncelikle kulüplere, daha sonra da Türkiye’ye yayan kulüp
* Atletizm, eskrim, boks, basketbol, güreş ve futbolda Türkiye şampiyonlukları olan kulüp

* Sırıkla atlamayı Türkiye’ye getiren kulüp (Ressam Namik İsmail)
* Okullarda “Beden Terbiyesi” dersleri veren kulüp
* Türkiye’nin en zengin tesislerine sahip kulübü
* Türkiye’de gökdeleni olan tek kulüp
* Türkiye’de her branşta “Spor Okulları” açan tek kulüp
* Altyapısından futbolcu yetiştiren tek kulüp
* Üç büyükler arasında en fazla kupayı elinde bulunduran kulüp (93 kupa)
* Üst üste 56 maç yenilmeyen tek kulüp “Yenilmez Armada”
* Üst üste en fazla arka arkaya galip gelen takım (18 Kez)
* İki senede sadece 1 yenilgi alan tek takım
* Resmi bir maçta 10 gol atan tek kulüp 1989-90 sezonunda Beşiktaş-Adana Demirspor: 10-0 Ali Gültekin (4), Metin Tekin (3) ve Feyyaz Uçar (3)
* Lig tarihinde en uzun süre yenilmeyen ekip (48 maç) 1990-91-92
* Birinci futbol liginde üst üste en çok maç kazanma rekoru (1959-60 sezonu üst üste 13 maç)
* Beşiktaş futbol takımı 1985-86 sezonunda ligi yenilgisiz kapadı
* En uzun süre çalışan yabancı teknik direktör: Gordon Milne (6.5 sezon)
* Türkiye’de bütün kuruluşlar ISO 9001: 1994′e göre belgeli olmasına rağmen, Beşiktaş Jimnastik Kulübü ISO 9001: 2000 revizyonuna göre belgelendirilmiş ilk kuruluş
* Beşiktaş Jimnastik Kulübü, sportif branşlar yönetimi ve spor tesisleri işletimi, marka ve amblemli ürün pazarlama ve satışı, basın, halk, üye ve taraftar iletişimi ile üyelik hizmetleri alanlarında ISO 9001: 2000 versiyonuyla Türkiye’de belgelendirilmiş ilk ve tek spor kulübü.

BEŞİKTAŞ’IN İLKLERİ.

* Ulu önder Atatürk’ün ilk ilgilendiği ve ziyaret ettiği kulüp(1914)
* İlk kurulan spor kulubü (1903) ilk tescil edilen spor klubü (1910)
* İlk spor tesisi ve lokali kuran Kulüp (Akaretler-1909)
* İlk resmi İstanbul Ligi şampiyonu (1924)
* İlk eskirim şampiyonu kulüp
* İlk atletizm şampiyonu kulüp
* İlk güreş şampiyonu takım
* İlk voleybol şampiyonu takım
* İlk Başbakanlık Kupası
* İlk Federasyon Kupası
* 20 takım arasında yapılan ilk Türkiye Ligi’nde şampiyonu
* Olimpiyatlara ilk defa bayan sporcu yollayan kulüp (1936-Berlin)
* Ülkemizde ilk defa sahnede spor gösterisi ve jimnastik hareketi düzenleyen kulüp (1910 / Kadıköy Apollon Sineması)
* İlk sualtı sporları yapan kulüp
* İlk kıtalar arası seyahat yapan kulüp (USA)
* İlk boks şubesi kuran antrenörler yetiştiren kulüp
* Türkiye’de dekatlon yarışları yapan ilk kulüp
* İstanbul’da ilk defa uluslararası güreş turnuvası yöneten kulüp(1910-1911)
* İlk maraton müsabakasını kazanan sporcu “Maratoncu İbrahim”
* İlk “Atış Poligonunu” kuran kulüp
* Türkiye’nin ilk Spor Müzesi (11 Kasım 2001)
*Türkiye’nin ilk Engelliler şubesini açan kulüp
*ilk süper kupa şampiyonu
*Bir sezonda derbi maçların tümünü kazanıp şampiyon olan tek takım

beşiktaş

BEŞİKTAŞ’IN BAŞARILARI.

* En fazla resmi İstanbul Ligi şampiyonu (15 Kez)
* Üst üste beş yıl İstanbul şampiyonu olan tek kulüp (1939-1943)
* İstanbul Liglerinde en fazla gol atan takım (1 Sezonda 90 Gol, 8 Yılda 599 Gol)
* Resmi ligde 18 maçta 18 galibiyet alan takım
* Resmi liglerde en fazla “namağlup şampiyon” olan takım (7 Kez)
* Türkiye Liginde “namağlup şampiyon” olan tek takım
* Türk Milli Takımı’nı temsil hakkı verilen tek takım
* En fazla Centilmenlik Kupası alan takım (19 Kez)
* Genç Takımlar Futbol Ligi’nde en çok İstanbul ve Türkiye şampiyonu olan kulüp (30 Kez)
* Eskrimde Balkan şampiyonu olan kulüp
* “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” fikrini ortaya atıp uygulamasını ve kanunlaşmasını sağlayan kulüp
* Grekoromen güreşi, öncelikle kulüplere, daha sonra da Türkiye’ye yayan kulüp
* Atletizm, eskrim, boks, basketbol, güreş ve futbolda Türkiye şampiyonlukları olan kulüp

Continue reading «Beşiktaş (BJK) »
Beşiktaş (BJK) Beşiktaş (BJK) isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
Türkçülük Bayramınız Kutlu Olsun.
Türkçülük Bayramınız Kutlu Olsun.:

bayrak

3 Mayıs”ta Neler Oldu?

1942 yılında ülkemizin başbakanı olan Şükrü Saraçoğlu, Türkçü bir yönetici olarak tanınmaktadır. Bu durumunu meclis konuşmalarında sık sık dile getirmektedir.

Başbakan Saraçoğlu 5 Ağustos 1942′de TBMM’de yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

‘Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.’[1]

Lakin aynı dönemlerde devlet kadrolarına tescillenmiş kişiler atanmaktadır. MEB’e getirilen Hasan Ali Yücel, “komünist” olduğunu çekinmeden söyleyen arkadaş gurubunu da bakanlığının kadrolarına ve üniversitelere atıyordu.

Türk milletinin kızıl dalgadan etkilenmesi ve yurtta komünizmin bir tehlike olarak yandaşlar toplaması, Nihal Atsız‘ı ve onun gibi düşünen bütün Türkçüleri komünizm karşısında bir şeyler yapma konusunda düşündürüyordu.

Bu dönemde yayımlanan “Bozkurt“, “Orhun” ve “Çınaraltı” gibi dergilerle Türkçü konularda yazılar yazan Atsız, komünizmin etkisinde kalan uyuşuk beyinlerce bir “tehdit” olarak algılanıyordu.

Eski komünistlerden İ. Hakkı Baltacıoğlu fikrinin yanlışlığını anlayıp özüne döndükten sonra Eminönü Halkevinde konferans verirken, salonu dolduran solcu gençler konferansı proveke ederler. Olaylar çıkarırlar.

Devletin her tarafına komünist kadroların yerleştirilmekte olduğu gören Nihal Atsız, devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na, iki “Açık Mektup” kaleme alır, Orhun Dergisi’nin 1 Mart 1944 ve 1 Nisan 1944 tarihli sayılarında başbakan ve devlet yetkililerini uyarmak için yayınlar.

Mektupta Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel‘in emriyle komünist yazılar içeren dergilerin okullara dağıtıldığını ve o sıralarda hapishanede yatan Nazım Hikmet‘e de gizli yollardan para gönderildiğini yazar.

Şikayet edilenlerin içinde daha sonra Bulgaristan’a kaçarken öldürülen- Sabahattin Ali de vardır.
Türk Milletine yazılan açık mektup MEB başındaki Hasan Ali Yücel’i telaşlandırır. Rahmetli Atsız Hoca böylece, Devletin içine girerek, beynine hükmetmeye çalışan virüsleri ve amaçlarını Türk halkına ifşa eder. Kaygılarını ”… Üniversitede devlet parasıyla okuyan talebeler yanlış yoldalar. Demek ki koynumuzda yılan besliyoruz. Sinsi zehirli yılanlar, bekledikleri yerlerden yemleri geldiği zaman devleti arkadan vuracaklar. Kızıl sabahı Türkiye’ye getirmek isteyen yabancı ordulara ajanlık yapacaklar…” şeklinde açıkça dile getirir.

Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile o günlerin Ulus gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay’ın teşviki ile Sabahattin Ali tarafından Atsız mahkemeye verilir.

26 Nisan 1944′te Ankara’da başlayan ilk mahkemeye üniversite gençliği büyük ilgi gösterir, salon hınca hınç doldurulur. Bu yoğun kalabalık ve tezahürat karşısında Mahkeme heyetinin içeriye pencerelerden girebildiği söylenir.

Nihal Atsız Mahkeme Heyetine: ‘Sabahattin Ali’den sorulsun, hıyanetini ispat edelim mi? Buna razı mı? ‘ diye sorar. Sabahattin Ali ise buna cevap verememiştir. Duruşma, 3 Mayıs 1944 gününe ertelenir.

3 Mayıs 1944 Tarihli gösteriler ve “Turancılık” davası…

Tarihte 3 Mayıs 1944 Olayları adıyla anılan olaylar, Nihal Atsız’ın, hakkında açılan dava için Ankara’ya geldiği sırada başlamıştır. Bu tarihte gençlik komünizm aleyhine bir gösteri düzenler ve beraberinde Nihal Atsız’a sevgilerini belirtirler.

Mahkeme salonuna giremeyen gençler Ulus Meydanı’na doğru yürüyüşe geçmişler, burada milli marşlar söylemiş ve komünizm aleyhinde sloganlar atmışlardır[2].

Kafile, Ulus Meydanı’ndan sonra Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek istemişse de bunda başarılı olamamış, milliyetçi gençlerin gösterileri hükümet tarafından şiddetle önlenmiştir.

Bu gösterilerde tutuklanan üniversiteli gençlerin sayısı 165 olarak tespit edilmiştir

Bu gösteriye kadar Türkiye’de yapılan bütün nümayişlerde hep hükümetin parmağı bulunmuştu.

Alpaslan Türkeş olaylarla ilgili olarak şunları söylüyor:

‘Bunlar Milli Şef ve onun gözde Milli Eğitim Bakanına nasıl gösteri yapabiliyorlardı? O zamana kadar Milli Şef’in müsaade etmediği hiçbir gösteri yapılamazdı. Demokrasi, Eşitlik, Hürriyet, Gençlik… Bütün bunlar Türkiye’nin 1944 iktidarında hep palavradır. Halkın alkışları, gençlikten çıkacak ‘yaşa’ naraları kayıtsız şartsız İnönü’nün tekelinde kalmalıdır.’[4]

Atsız, 3 Mayıs 1944′te mahkeme salonunda savunmasını verirken adliye binasının içi ve dışı binlerce bozkurtla dolmuştur. Aynı anda Türkçülerin bu denli bir gövde gösterisi yaptığı dönemde onların gücünü kırabilmek adına, mahkeme çevresinde toplanan ve “Yaşasın Atsız, kahrolsun komünizm! ” diye bağıran Türkçü gençler, şiddetle gözaltına alınmış ve gözaltında bulunan yaklaşık 165 genç öldüresiye dövülmüştür. Tek suçları vatanlarını ve Türklüklerini sevmeleri olan bu gençlere, görülmemiş işkenceler uygulanmıştır. Öyle işkenceler yapılmıştır ki, gözaltındaki genç Türkçülerin kafaları yarılmış, her yeri moraran gençlerin üstü başı kan içinde kalmış, kolları ve kaburgaları kırılmıştır. Bu kargaşada Atsız da tutuklanarak “tabutluklara” gönderilmiştir.

3 Mayıs’ta bir araya gelen ve gösterilere yapan gençler birer birer tespit edilip toplanır ve tutuklanır.
Milli Şef’in emriyle saldıranlara zerre kadar merhamet tanımamışlardır. Milliyetçi gençler kıyasıya dövülür. Nihal Atsız da aynı gün duruşmadan çıktıktan sonra polis tarafından gözaltına alınır.
Bir insanın bile içinde oturamayacağı, sadece bir tabutun sığacağı kadar küçük odacıklardan oluşan bir çeşit “hücre” olan tabutluklarda, Nihal Atsız 2-3 gün aç bırakılmış ve çeşitli işkencelere maruz bırakılmıştır.

Alpaslan Türkeş konuyla ilgili olarak şunları yazıyor:’3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri patladı. Bazılarının kolları, kaburgaları kırıldı.’[5]

Nihal Atsız’ın Kaleminden 3 Mayıs..

“3 Mayıs 1944… 3 Mayıs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayısında birden bire hareket oluverdi.

Ali Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalplar, Rıza Nurlar yalnız duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Suavi’nin siyasî bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili (Sağlık Bakanı) olduğu zaman gayrî Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur, fiilî Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi.
Türkçülükte ilk hareketi, 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.

Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. O’na bir bayram diyemeyeceğiz. Çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. O’na bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.

Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs’a “Türkçülerin günü “deyip çıkıyoruz.

HOŞLANMAYANLAR onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türk’e benzemeyenler onu yadırgasın. Biz 3 Mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. Türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi.
Bu millî hareketin zaferinden korkan Türkçülük düşmanları, Türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. Tarih bunu bağışlamayacak ve Türkçülerin günü olan 3 Mayıs, bir gün Türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır.

TÜRKÇÜLER! Toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayıs’ı analım. Analım ve Kür Şad’ın hâtırasını yüceltelim…

NE mümkün zulm ile bîdâd ile imhayı hürriyet,

Çalış, idrâki kaldır muktedirsen âdemiyyetten! ”

Hüseyin Nihal Atsız (KÜRŞAD, 1964, Sayı.2)

Esasında 3 Mayıs olayları, II. Dünya Savaşı’nın seyri ile alakalıdır ve dönemin hükümetinin Almanlara karşı üstünlük kuran Ruslara Türkçüleri feda ederek bir siyasi rüşvet vermesi olayıdır.

3 Mayıs tarihli gösterilerin ve 19 Mayıs Nutku’nun ardından toplanan milliyetçilerin davası, İstanbul 1 numaralı Örfi İdare mahkemesinde görüşülmeye başlanmıştır. Davada toplam 23 sanık yargılanmıştır.

İstanbul Tophane Askeri Hapishane’sinde bulunan asker sanıklar;

1-Hasan Ferit Cansever, Dr. yüzbaşı

2-Fethi Tevetoğlu, Dr. üsteğmen

3-Alparslan Türkeş, Piyade üsteğmen

4-Nurullah Barıman, Piyade teğmen

5-Zeki Özgür(Sofuoğlu) , Topçu asteğmen,

6-Fazıl Hisarcıklı, Ulaştırma asteğmen

Aynı cezaevinde bulunan sivil sanıklar;

7-Nihal Atsız, Edebiyat Öğretmeni

8-Hüseyin Namık Orkun, Tarih Öğretmeni

9-Nejdet Sancar, Balıkesir Lisesi Edebiyat Öğretmeni

10-Saim Bayrak, Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru

11-İsmet Rasin Tümtürk, İstanbul Belediyesi Murakıbı

12-Cihat Savaşfer, Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi

13-Muzaffer Eriş, Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi

14-Fehiman Altan, Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi

15-Yusuf Kadıgil, Lise Öğrencisi

16-Cebbar Şenel, Adana Adliyesi’nde Hakim Adayı

Sansaryan Han’da bulunan Emniyet Müdürlüğü hücrelerinde bulunan sivil sanıklar;

17-Zeki Velidi Togan, Türk Tarihi Profesörü

18-Orhan Şaik Gökyay, Ankara Konservatuarı Direktörü

19-Hikmet Tanyu, İçişleri Bakanlığında Memur

20-Reha Oğuz Türkkan, İ.ü. Doktora Öğrencisi

21-Hamza Sadi Özbek, Aydın Maliye Tahsilat Şefi

22-Cemal Oğuz Öcal, Gazi Eğitim Enstitüsü Öğrencisi

23-Said Bilgiç, Ankara Adliyesi’nde Hakim Adayı

Aynı davadan sanık olarak Mehmet Külahlıoğlu ve Osman Yüksel Serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır..

1944 Irkçılık-Turancılık Davası

7 Eylül 1944′te başlayan ve 29 Mart 1945′e kadar süren, Türk siyasetinde önde gelen 23 ismin Irkçılık-Turancılık suçlamasıyla yargılandığı sürecin adıdır.

Toplam 65 oturum süren dava, Türk siyasi tarihi içerisinde büyük önem arz etmiştir. Yargılama sonucunda Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal çeşitli cezalara çarptırıldılar.

Turancılık davası, 7 Eylül 1944 günü başladı. Duruşma açıldığında, sıkıyönetim komutanlığının son tahkikat kararı, Savcı Kazım Alöç tarafından okundu. Kararın başlangıcında yer alan ‘vatana ihanetleri sabit olanlar…’ ibaresi sanıkları daha yargılamadan suçlu ilan ediyordu.

Esasında bu üslup, İsmet Paşa’nın 19 Mayıs Nutku’nun bir taklidinden başka bir şey değildi.
Muhakeme sırasında Türkçüler kendilerine yapılan işkencelerden bahsetmişler, “rasizm”i (ırkçılık) “raşitizm” (çocuk hastalığı) olarak telaffuz eden savcı sanıkların ifadelerini mahkeme zabıtlarına geçirtmemiş, itirazları yapanlar ya azarlanmış ya da dışarı atılmıştır.

Türk ülkesinde, Türk mahkemelerinde, suçları Türkçülük olanları cezalandırabilmek için çok değişik oyunlar oynanmıştır.

İşkence iddialarıyla ilgili olarak Savcı Kazım Alöç’ün şu ifadeleri işkencelerin yapıldığını doğrular mahiyettedir:

‘Biz bunları huzurunuza vatan hainleri, caniler ve katiller olarak getirdik. Bunları Pera Palas Oteli’nde yatıracak değildik. Onlar müstahak oldukları muameleyi görmüşlerdir. Elbette onlara her nevi zulüm yapılmış ve yapılacaktır’.

Muhakeme sırasında Alparslan Türkeş ile Mahkeme başkanı arasında cereyan ‘Türk Birliği’ konusundaki tartışma sırasında Türkeş’in geleceğe matuf şu ifade ve tespitleri oldukça dikkat çekicidir;
‘.. Mesela, 1917′de olduğu gibi 1965′te veya 1990′da da Rusya’da bir ihtilal zuhur edebilir. O zamana kadar Türkiye harb endüstrisi bakımından da, ilim ve irfan bakımından da ilerlemiş bulunur ve Türkiye’nin de yardımı ile bu birliğe doğru yürünebilir…’

1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde, 7 Eylül 1944 ile 29 Mart 1945 tarihleri arasında 65 oturum devam eden yargılama sonunda milliyetçiler muhtelif hapis ve sürgün cezalarına mahkum olmuşlardır. Davada 13 sanık beraat etti. On sanık ise on yıla kadar çeşitli hapis cezaları aldılar. 148. maddeye muhalefet ile yargılanan Alparslan Türkeş ise 9 ay 10 gün hapse mahkum olmuştur.

Verilen bu karar temyiz edilmiş ve Askeri Temyiz Mahkemesi, bu mahkumiyet kararlarını esastan ve usulden bozarak 23 milliyetçinin telgraf ile 26 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmelerini sağlamıştır. Bilahare davaya 2 nolu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde devam edilmiş ve neticede milliyetçilerin hepsi 31 Mart 1947 tarihinde beraat etmişlerdir.

Okunması dört saat süren beraat kararında kanuni, fiili ve vicdani unsurların geniş bir şekilde tahlile tabi tutulduğu görülmektedir. Kararda, o günlerde komünizm faaliyetlerinin artmaya başlaması, Sabahattin Ali’nin Nihal Atsız aleyhine dava açması gibi sebeplerle heyecanlanan gençliğin komünistlere karşı duyulan kin ve nefreti izhar etmek istediği anlatılıyor: ‘Bu nümayiş, milli bir ideolojinin milli olmayan bir ideolojiye karşı ifadesinden ibarettir’ deniliyordu. Ancak bu kararı veren Ali Fuat Erden, Tümgeneral Kemal Alkan ve Tümgeneral İsmail Berkok hemen tayin edilmişlerdir.
1944 yılı olayları ile ilgili olarak neticede şunlar söylenebilir;

Türkiye’de, kemalist milliyetçilik anlayışından farklı bir milliyetçilik anlayışının yeniden baş göstermeye başlaması 30′lu yıllara tesadüf eder. Bu yeni milliyetçilik anlayışı Türk ırkının tarihi sembollerine ve kan birliğine önem vermektedir.

Bu tarz bir anlayış, faaliyetlerinin ve yayınlarının kısıtlı olmasına karşın daha açık ve şiddetli olarak 1939′da gündeme getirilmiştir.

Atatürk’ün vefatından sonra kuvvetlenen ve yön değiştiren ‘tek parti’, ‘tek şef’, ‘tek millet’ gibi kavramlar, yeni bir anlayışa izin verecek türde değildi. Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’nun Meclis konuşmasıyla başlayan süreç ve gelişmeler, Nihal Atsız’ın mektuplarıyla devam etmiş, 3 Mayıs 1944 tarihli milliyetçilerin gösterisi ile sona ermiştir.

İsmet İnönü’nün 19 Mayıs Nutku ile yeni çehreye bürünen ve çok farklı, maksatlı bir bakış açısıyla ‘Turancılık Davası’na dönüşen hadiseler, Cumhuriyet dönemi Türk siyasi tarihinde önemli bir nirengi noktası olmuştur.

İsmet İnönü için olayların ilk ve önemli ismi durumunda olan Atsız, davanın Türkçülüğü yıkmayıp güçlendirdiğini, ancak İsmet İnönü’nün yıkıldığını söylemektedir.

3 Mayıs N. Atsız’a göre ‘Türkçülüğün gafletten ayrılışı can düşmanlarını tanıdığı dost sandığı hainleri ayırdığı’ gündür.

Nejdet Sancar’a göre ‘en hain düşman komünizme dikilme’ günüdür. Bütün bu tepkiler ve yorumlar içinde ele aldığımız 1944 Türkçülük Davası aslında devlet politikası içinde incelenmelidir.
Devletler, politikaları gereği zaman zaman milliyetçi akımları el altında tutmuş, desteklemiş ve hatta kullanmıştır. 1944 yılında bu tür bir davanın başlaması Rusya’nın baskıları ile yakından alakalıdır. Rusya karşısında tutunabilmek için aradığı desteği bulamayan Türk hükümeti, Alman karşıtı olduğunu göstermek için fırsat kollamıştır.

İşte… Aranan bu fırsat Nihal Atsız’ın mektupları ile yakalanmıştır.

19 Mayıs Nutku ile olayların büyümesine sebep olan İsmet İnönü’nün asıl amacı, bütün dünyanın dikkatini Türkçülerin ve Turancıların nasıl ezildiklerine çekmek ve dış politikadaki çelişkili uygulamalarından dolayı ortaya çıkan hatalarını örtbas etme gayretinden ibarettir.

İnönü’nün 1944 olayı karşısındaki tavrı ve sertliği ile Rusya’ya şirin görünebilme çabası içerisindeyken, Rus yetkililerinin Türkçülerin ve Turancıların yargılanmalarını maskaraca bir oyun olarak görmeleri dönemin siyasi iktidarı adına büyük bir gaftır.

Bu olay milliyetçilerin mağdur olmasıyla sonuçlanmış ancak bu mağduriyet milliyetçilere darbe olmamış, bilakis güçlendirmiş ve Türk milliyetçilerine ‘Kurtuluş Günü’ adıyla bilinen, manası, prensipleri ve amacı belirli bir ülkü haline gelen kutlu bir gün kazandırmıştır.

3 Mayıs’ın ilk yıldönümü 1945 senesinde o sıralarda Tophane’deki Askeri Cezaevinde tutuklu bulunan bir avuç Türkçü tarafından örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anılmış, daha sonraki yıllarda ise çeşitli törenlerle kutlanmıştır. 3 Mayıs’ın mağdurlarından Alparslan Türkeş’te bu tarihin ‘Türkçüler Günü’ veya “Milliyetçiler Günü” adıyla kutlanmasını bizzat sağlamış ve bu geleneği hayatı boyunca devam ettirmiştir.

Davanın Sonucu:

Dava, İstanbul 1 Numaralı Örfi İdare (Sıkıyönetim) Mahkemesinde görüşülmeye başlanmıştır. 65 oturum süren davada toplam 23 sanık yargılanmıştır. Davadan 13 sanık beraat etmiş. Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal gibi sanıklar da 26 Ekim 1945′e kadar tutuklu kalmışlardır.

Temyiz edilen karar daha sonra 2 numaralı sıkıyönetim mahkemesince bozulur. Böylece Atsız 1,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilir. Nihal Atsız Hoca, Askeri Temyiz Bozma kararında şu şekilde ifade verir.

“ KİMSEDEN HAKSIZ YERE BİR ŞEY TALEP ETMİYORUZ. ATALARIMIZDAN KALAN MİRASIN MEFAHİRİMİZİN GÖMÜLÜ OLDUĞU TOPRAKLARIN BİZİM OLMASI ÜLKÜSÜNÜ KALBİMİZDE TAŞIYORUZ. ORALARI UNUTMAMAK İSTİYORUZ.

BEN BUNLARI ŞAHSIM İÇİN İSTEMİYORUM. ORALARDA ÇİFTLİK VEYA APARTMAN YAPACAK DEĞİLİM. MİLLETİM İÇİN DÜŞÜNDÜĞÜM HAKLARDAN DOLAYI KİMSE BANA VATAN HAİNİ DİYEMEZ. BU ÇİRKEF İFTİRAYI İADE ETMEYE DE TENEZZÜL ETMİYORUM. KİMİN HAİN, KİMİN VATANPERVER OLDUĞUNU TARİH TAYİN EDECEKTİR. HATTA ETMİŞTİR BİLE. “

3 Mayıs’ın ilk yıldönümü 1945 senesinde o sıralarda Tophane’deki Askeri Cezaevinde tutuklu bulunan bir avuç Türkçü tarafından örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anılmış, daha sonraki yıllarda ise çeşitli törenlerle kutlanmış ve Türk milliyetçilerinin bir geleneği olmuştur.

3 Mayıs daha sonraki yıllarda rahmetli Atsız’ın da arzusu doğrultusunda 1954 yılından itibaren TÜRKÇÜLER GÜNÜ olarak kutlanmaya başlanır.

Bizler, geleceğimize ışık tutan liderlerimizi bir taraftan rahmet ve şükranla anarken, diğer taraftan da onların inançları, idealleri uğruna çektiği çileleri unutmamalıyız. Geçmişimizden ibret alarak gelecekte karşılaşabileceğimiz zorluklara, hıyanetlere hazırlıklı olmalıyız.

Kaynaklar:

1. TBMM, Zabit Cerideleri, Devre 6, Cilt 27, s.24-25

2. Orhun,27 Nisan 1951, Sayı: 30

3. Orhun,4 Mayıs 1951, Sayı:31

4. Alpaslan Türkeş, 1944 Milliyetçilik Olayı, İstanbul, 1992, s.39

5. Hulusi Turgut, Türkeş’in Anıları-Şahinlerin Dansı, İstanbul, 1995, s.40

* Irkçılık – Turancılık, Türk İnklâp Enstitüsü, 1944.

* Mustafa Müftüoğlu, Çankaya’da Kâbus – 3 Mayıs 1944, Fatih Gençlik Vakfı, 1974.

* Alparslan Türkeş, 1944 Milliyetçilik Olayı, Türk Federasyonu, Frankfurt.

* Reha Oğuz Türkkan, Tabutluktan Gurbete, 3.baskı, 1988.

* İlhan E. Darendelioğlu, Türk Milliyetçiliği Tarihinde Büyük Kavga, Burak Yayınevi, (03.05.2012 01:14)

bayrak

3 Mayıs”ta Neler Oldu?

1942 yılında ülkemizin başbakanı olan Şükrü Saraçoğlu, Türkçü bir yönetici olarak tanınmaktadır. Bu durumunu meclis konuşmalarında sık sık dile getirmektedir.

Başbakan Saraçoğlu 5 Ağustos 1942′de TBMM’de yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

Continue reading «Türkçülük Bayramınız Kutlu Olsun.»
Türkçülük Bayramınız Kutlu Olsun. Türkçülük Bayramınız Kutlu Olsun. isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
Süt Öğrencileri Hastanelik Etti.
Süt Öğrencileri Hastanelik Etti.:

bozuk süt,

Reklam kokan tanıtımlarıyla başlayan okullara süt verilmesi,skandala dönüştü.Bu durum gayet normaldi aslında. Temizlik yapacak elemanı olmayan velilerin cam sildiği sonrasında Anahaber bültenlerinde haber olan okullarımızın durumu böyleyken; 7 Milyon süt dağıttık diye övünenler,10 günlük sütü teslim alan okul bu sütü nereye koyacak,hangi okulun soğuk hava deposu vardır diye düşümdüler mi?.Sütün ömrü belli sonuçta.Sütün çabuk bozulduğunu bilmeyen varmıdır ?
Altyapısı hazırlanmadan,düşünülmeden yapılan yada rant kapısı için acele edilen süt dağıtımındaki durum bundan ibarettir.
Fazla söze gerek yok.Zamanında çay içenler gibi şimdide süt içecek birilerini bekliyorum.Çok merak ediyorum her zamanki pişkinlikleriyle sütten çıkmış ak kaşık olmayı nasıl başaracaklar.

bozuk süt,

Reklam kokan tanıtımlarıyla başlayan okullara süt verilmesi,skandala dönüştü.Bu durum gayet normaldi aslında. Temizlik yapacak elemanı olmayan velilerin cam sildiği sonrasında Anahaber bültenlerinde haber olan okullarımızın durumu böyleyken; 7 Milyon süt dağıttık diye övünenler,10 günlük sütü teslim alan okul bu sütü nereye koyacak,hangi okulun soğuk hava deposu vardır diye düşümdüler mi?.Sütün ömrü belli sonuçta.Sütün çabuk bozulduğunu bilmeyen varmıdır ?
Altyapısı hazırlanmadan,düşünülmeden yapılan yada rant kapısı için acele edilen süt dağıtımındaki durum bundan ibarettir.
Fazla söze gerek yok.Zamanında çay içenler gibi şimdide süt içecek birilerini bekliyorum.Çok merak ediyorum her zamanki pişkinlikleriyle sütten çıkmış ak kaşık olmayı nasıl başaracaklar.

Continue reading «Süt Öğrencileri Hastanelik Etti. »
Süt Öğrencileri Hastanelik Etti. Süt Öğrencileri Hastanelik Etti. isimli içeriğe yorum yaz
Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
 
Wordpress Deran temasıyla tasarlanmıştır: Rastider.
Breaking News :
Info
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.